<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslami Gençlik</title>
	<atom:link href="http://www.islamigenclik.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamigenclik.com</link>
	<description>Bir başka WordPress blogu.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 11 Feb 2010 07:25:38 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Cihadın Üçüncü Hedefi seyyid kutub</title>
		<link>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/cihadin-ucuncu-hedefi-seyyid-kutub.html</link>
		<comments>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/cihadin-ucuncu-hedefi-seyyid-kutub.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 07:25:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[cihad seyyid kutub]]></category>
		<category><![CDATA[cihadın amacı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamigenclik.com/?p=52</guid>
		<description><![CDATA[









Yeryüzünde kendisine has  nizamını kurup sürdürmek ve korumaktır. 
Çünkü insana, insan  kardeşine karşı insanca bir özgürlük veren biricik nizamdır İslâm.. 
Çünkü İslâm, bir tek  ubudiyyetten başkasını kabul etmemektedir. Kulluğun, yüceler yücesi bir tek  büyük Allah&#8217;a yapılmasını belirleyen İslâm, yeryüzünden &#8211; hangi biçim ve türüyle olursa olsun- kula kulluğu kaldırmaktadır. 
Halka kendi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table id="AutoNumber7" border="0" cellspacing="1" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#d2ffd2" bordercolor="#000000"><strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><br />
</span></strong></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#f0ffd2" bordercolor="#000000"></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#f0f0a0" bordercolor="#000000"><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Yeryüzünde kendisine has  nizamını kurup sürdürmek ve korumaktır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Çünkü insana, insan  kardeşine karşı insanca bir özgürlük veren biricik nizamdır İslâm.. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Çünkü İslâm, bir tek  ubudiyyetten başkasını kabul etmemektedir. Kulluğun, yüceler yücesi bir tek  büyük Allah&#8217;a yapılmasını belirleyen İslâm, yeryüzünden &#8211; hangi biçim ve türüyle </span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">olursa olsun- kula kulluğu kaldırmaktadır. </span><strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><span id="more-52"></span></span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Halka kendi katından  hükümler koyup insanların başına musallat olan hiç bir ferd, hiçbir sınıf veya  ulus bırakmamaktadır İslâm nizamı. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Çünkü tüm insanların bir  tek Rabbi vardır. Herkes İçin kanunlar koyan O&#8217;dur. Şu halde insanların itaat ve  bağlılıklarıyla, iman ve ibadetleriyle yönelmeleri gereken de O&#8217;dur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Bu bakımdan İslâm  nizamında, Allah&#8217;ın şeriatini uygulayandan başka hiç bir kimseye itaat yoktur,  ilahi şeriatı, beşer hayatına uygulamakla görevlendirilen kimseden  başkasına..</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Sıradan bir kul olan hiç  bir insan, kendisi için ilahlık makamının iddiasında bulunamaz. İşte İslâm&#8217;ın  getirdiği Rabbani nizamın temel dayanağı budur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Sonra İslâm, bu temele  dayalı arı duru ahlakî düzeniyle bir insanın özgürlük hakkını garantilemekte,  herkesin dokunulmaz değerlerini gözetmekte ve İslâm yurdunda yaşayan her  vatandaşın hukukunu korumaktadır. İslâm&#8217;ı benimsemeyenler de dahil herkesin ve  inancı ne olursa olsun her insanın.. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Ayrıca İslâm, hiç kimseye  zorla İnancını da benimsetmez. Zorlama yok.. Sadece tebliğ vardır. İşte İslâm,  yeryüzünde böylesine yüce bir nizamı kurup yaşatır ve korur. öyleyse cihad etmek  hakkıdır İslâm&#8217;ın.. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Kula kulluğa dayalı  tağutî düzenleri çökertmek için cihad etmelidir. </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Sıradan kulların ilahlık  İddiasında bulunduğu ve haksız yere ilahlık görevlerine başvurulduğu tağuti  düzenleri ortadan kaldırmak için cihad&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Çünkü yeryüzündeki bu azgın  düzenlerin İslâm&#8217;a karşı direnmesi ve İslâm&#8217;a savaş açması kaçınılmazdır.  İslâm&#8217;ın da bu düzenleri kökünden yıkması kaçınılmazdır. Çünkü yüce nizamını  yeryüzünde kurmasının başka bir çaresi yoktur, insanları özgün İnançlarıyla  gölgesinde özgür yaşatmasının yolu budur. Bu özgürlüğe karşı İslam&#8217;ın  insanlardan istediği şey, sosyal, ahlakî, ekonomik ve devletin varlığıyla ilgili  yasalara uymaktır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Kalb inancına gelince,  bunda hepsi özgürdür. Kişisel hallere (medeni hukuka) gelince bunda da herkes  özgürdür ve bu alanda inançlarına uygun olarak davranma hakkına sahiptirler.  Bununla da kalmayan İslâm, kendilerini ve inanç özgürlüklerini ayrıca korumakta,  haklarını savunmakta ve dokunulmaz değerlerini garantilemektedir. Ama söz konusu  nizamının çerçevesinde..</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Şu halde cihad hala  farzdır. Bu eşsiz nizamı kurmak için müslümanlara yüklenen bir  farz..</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Fitne ortadan kalkıp  din Allah&#8217;ın oluncaya kadar savaşın.&#8221;</strong> <span style="color: #800000;">(el-Bakara:  193)</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Yani yeryüzünde kulların  ilahlık iddiasını ve Allah&#8217;tan başkasına tapınmayı ortadan kaldırıncaya kadar.. </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Görülüyor ki İslâm,  inancını insanlara zorla benimsetmek için kılıç kuşanmamıştır. Ve bazı  düşmanlarının itham ettikleri şekilde kılıç zoruyla da yayılmamıştır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>İslâm, her inanç  sahibinin gölgesinde güvenle yaşayabileceği bir nizam kurmak için cihad  etmiştir. Aynı inancı paylaşmasalar da emri altında yaşayan herkese inanç  özgürlüğünü sağlamak için.. </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Durum sadece bundun  ibarettir, İslam&#8217;ın, var olmak, yayılmak, taraftarlarına inanç ve can  güvenliğini ağlamak, kısaca hayırlı bir nizamı kurup yaşatmak için güçlü olması  zorunludur. Cihad, alçağın alçağı İslam düşmanlarının müslümanlara anlatmak  istediği gibi hiç kuşkusuz ne şimdi, ne de gelecekte önemi az olan veya gereği  kalmayan bir araç değildir ve olmayacaktır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İslâm&#8217;ın bir nizam kurması  zorunludur. İslam&#8217;ın bir gücü olması zorunludur. İslâm&#8217;da cihadın varlığı  zorunludur. İslâm&#8217;ın vazgeçilmez tabiatı budur. Başka türlü yaşayıp yönetmesine  imkan bırakmayan tabiatı budur. Evet <strong>&#8220;dine girmede zorlama yoktur&#8221;</strong> ama  bunun yanında şu da vardır:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Gücünüz yettiğince, hem  kendinizin, hem de Allah&#8217;ın düşmanı </strong>(kafirleri)<strong> ve sizin bilmeyip de  Allah&#8217;ın bildiği başkalarını </strong>(münafıkları)<strong> korkutacak kuvvet ve savaş  atlarını hazırlayınız.&#8221;</strong><span style="color: #800000;"> (el-Enfal: 60) </span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İşte İslam&#8217;a göre sorunun  çözümü budur, öyleyse müslümanlar, din ve tarihlerinin hakikatini böylece  tanımak zorundadırlar. Dinlerinde kusur varmış gibi kendisini savunma gereğini  gören suçlu tavrını bırakmak zorundadırlar. Çünkü takınmaları gereken tavır, tüm  yeryüzü ideolojilerini, düzen ve doktrinlerini yenen kendisinden emin ve rahat  kimsenin tavrıdır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bu bakımdan İslam&#8217;ı savunma  görüntüsü altında mü&#8217;minlere güvenli bir yaşam ortamı sağlayan ve saldırgan  tağutların iktidarını yıkan cihad hakkını gönüllerden silmek isteyen düşmanlara  aldanmamalıdırlar. Çünkü bu cihad, tüm insanlığın İslâm&#8217;la gelen hayırdan  yararlanması içindir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>İnsanlığa karşı  işlenecek cinayetlerin en büyüğü; hiç kuşkusuz insanlığı bu haktan yoksun  bırakıp araya başka engeller koymaktır. </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bunu yapanlar, kesinlikle  insanlığın en büyük düşmanlarıdırlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Akıllı ve rüşdüne ermiş bir  insanlığın ortadan kaldırması gereken düşmanlardır bunlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Ve insanlık akıllanıp  rüşdüne erinceye kadar, Allah tarafından seçilen ve sevilen mü&#8217;minlerin bu azgın  düşmanı tard etmesi zorunludur. Çünkü mü&#8217;minler, iman nimetini kendilerine  bağışlayan Allah&#8217;ın sevdiği kimselerdir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bundan dolayı cihad; hem  kendileri, hem de tüm insanlık için vazgeçilmez görevdir. Çünkü Allah&#8217;ın  huzurunda bu görevden dolayı sorulacaklardır.</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/cihadin-ucuncu-hedefi-seyyid-kutub.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cihadın İkinci Hedefi seyyid kutub</title>
		<link>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/cihadin-ikinci-hedefi-seyyid-kutub.html</link>
		<comments>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/cihadin-ikinci-hedefi-seyyid-kutub.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 07:24:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[cihad anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[cihadın hedefi]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamigenclik.com/?p=50</guid>
		<description><![CDATA[










İnanç özgürlüğü  sağlandıktan sonra inanca davet özgürlüğünü gerçekleştirmektir. 
Şurası kesin ki İslâm,  hayat ve kainata ilişkin en mükemmel düşünceyi ve hayatın kalkınması için de en  İleri düzeni getirmiştir. Tüm bunları. İnsanlığa doğruca göstermek, insanlığın  kulak ve kalbine ulaştırmak İçin getirmiştir. Ta ki bundan sonra, yani tebliğ ve açıklamadan sonra dinde hiç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table id="AutoNumber7" border="0" cellspacing="1" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#d2ffd2" bordercolor="#000000"><strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><br />
</span></strong></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#f0ffd2" bordercolor="#000000"></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#f0f0a0" bordercolor="#000000"><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong><br />
</strong></span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İnanç özgürlüğü  sağlandıktan sonra inanca davet özgürlüğünü gerçekleştirmektir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Şurası kesin ki İslâm,  hayat ve kainata ilişkin en mükemmel düşünceyi ve hayatın kalkınması için de en  İleri düzeni getirmiştir. Tüm bunları. İnsanlığa doğruca göstermek, insanlığın  kulak ve kalbine ulaştırmak İçin getirmiştir. Ta ki bundan sonra, yani tebliğ ve </span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">açıklamadan sonra dinde hiç bir zorlama olmadan dileyen </span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">iman etsin, dileyen de  inkar et</span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">sin.</span><span id="more-50"></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Ama bundan önce olması  gereken, bu hayrın tüm insanlığa erişmesini önleyen engellerin</span><strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><!--more--></span></strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"> yoldan  kalmasıdır. Bu din nasıl ki Allah katından tüm insanlığa gelmiş; öyleyse tüm  insanlığa tebliğ edilmesi de gerekir. Bundan dolayı İnsanların, tebliği işitip  ikna olduktan sonra &#8211; eğer dilerlerse &#8211; hidayet kervanına katılmalarını  yasaklayan tüm engellerin ortadan kalkması şarttır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Bu engellerin en başında  ise tağuti düzenler gelmektedir. İnsanlara hidayetin sesini dinlemeyi yasaklayan  ve hidayete eren kimseleri de fitneye veren yeryüzünün tağutî düzenleri.. </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İşte İslam, bu tağuti  düzenleri yıkıp onun yerine kişiye, inanca davet ve dava adamlığı özgürlüğünü  temin eden adil bir düzen kurmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Madem ki bu hedef hala  mevcuttur, öyleyse müslümanların &#8211; eğer gerçekten müslüman iseler- bu hedefe  varmak için cihad etmeleri zorunludur</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/cihadin-ikinci-hedefi-seyyid-kutub.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cihadın Birinci Hedefi seyyid kutub</title>
		<link>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/cihadin-birinci-hedefi-seyyid-kutub.html</link>
		<comments>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/cihadin-birinci-hedefi-seyyid-kutub.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 07:20:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[cihadın amacı]]></category>
		<category><![CDATA[seyyid kutub cihad]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamigenclik.com/?p=48</guid>
		<description><![CDATA[











Müslümanlardan eziyetleri  defetmek için. 
Müslümanları, çektikleri  fitne ve işkencelerden kurtarıp can, mal ve inançlarının emniyetini sağlamak  için. Bundan dolayı da şu büyük ilkeyi getirmiştir.
&#8220;Fitne, öldürmekten  beterdir.&#8221; (el-Bakara: 191)
Böylece İslâmi akideye  saldırmayı, bu yüzden işkence yapmayı ve mü&#8217;minleri fitneye uğratmayı bizzat  cana kıymaktan bile beter saymıştır. 
Yani bu büyük ilkeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table id="AutoNumber7" border="0" cellspacing="1" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#d2ffd2" bordercolor="#000000"><strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><br />
</span></strong></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#f0ffd2" bordercolor="#000000"></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#f0f0a0" bordercolor="#000000"><strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><br />
</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Müslümanlardan eziyetleri  defetmek için. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Müslümanları, çektikleri  fitne ve işkencelerden kurtarıp can, mal ve inançlarının emniyetini sağlamak  için. Bundan dolayı da şu büyük ilkeyi getirmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Fitne, öldürmekten  beterdir.&#8221; </strong><span style="color: #800000;">(el-Bakara: 191)</span></span><strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><span id="more-48"></span></span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Böylece İslâmi akideye  saldırmayı, bu yüzden işkence yapmayı ve mü&#8217;minleri fitneye uğratmayı bizzat  cana kıymaktan bile beter saymıştır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Yani bu büyük ilkeye göre  akide, hayatın kendisinden bile değerlidir. Mal ve canını korumak için  savaşmasına izin verilen mü&#8217;minin, inanç ve dinini korumak için savaşmasına izin  verilmesi daha da doğal bir şeydir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İnançları yüzünden fitne ve  eziyete uğrayan müslümanların, bu en aziz bildikleri varlıklarını korumaktan  başka çareleri yoktur. Dünyanın pek çok yerinde inançları yüzünden fitne ve  işkencelere uğrayan kimselerin kendilerini korumaları  zorunludur.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Örneğin müslümanların  Endülüs&#8217;te uğradıkları fitne, öylesine yüz kızartıcı ve vahşi yöntemler,  öylesine toplu kıyımlar uyguladılar ki artık bugün İspanya&#8217;da ne bir müslüman ve  ne de İslâm diye birşey kalmıştır, </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Örneğin Kudüs ve  civarındaki haçlı hücumları.. Bu saldırıların hazırlık ve hedefi, sadece akideye  yönelikti. Ama o zaman sadece akide bayrağı altında savaşan müslümanlar bu  bölgeyi, Endülüs&#8217;ün acıklı sonundan kurtarmışlardı.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Sonra günümüzde  müslümanların tüm dünyada uğradığı fitneler.. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Komünist, budist,  Siyonist ve haçlı tüm ülkelerde karşılaştıkları eziyetler.. </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Şu halde bu kimseler eğer  gerçekten müslümanlar iseler, uğradıkları fitneyi defetmek için cihad  farizasıyla &#8211; bugün de &#8211; yükümlüdürler.</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/cihadin-birinci-hedefi-seyyid-kutub.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ciddiyet ve Azimle Çalışmak Seyyid Kutub</title>
		<link>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/ciddiyet-ve-azimle-calismak-seyyid-kutub.html</link>
		<comments>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/ciddiyet-ve-azimle-calismak-seyyid-kutub.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 07:15:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Ciddiyet ve Azimle Çalışmak seyyid kutub]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamigenclik.com/?p=45</guid>
		<description><![CDATA[









Mümin bir kalb; eğlenceyle,  safsata ve boş işlerle oyalanmayacak kadar meşguldür. Boş söz, boş iş, boşuna  özen ve yararsız anlayışlardan (düşüncelerden) uzak tutacak bir meşguliyet&#8230;  
Çünkü inanmış bir kalb,  Allah&#8217;ın zikri ve azametinin tasavvuruyla, nefis ve ufuklardaki ayetlerinin  tefekkürüyle meşguldür. Çünkü kainatın her bir manzarası, aklı etkilemeye,  düşünceyi meşgul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table id="AutoNumber7" border="0" cellspacing="1" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#d2ffd2" bordercolor="#000000"><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong><br />
</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#f0ffd2" bordercolor="#000000"></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#f0f0a0" bordercolor="#000000"><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Mümin bir kalb; eğlenceyle,  safsata ve boş işlerle oyalanmayacak kadar meşguldür. Boş söz, boş iş, boşuna  özen ve yararsız anlayışlardan (düşüncelerden) uzak tutacak bir meşguliyet&#8230; </span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Çünkü inanmış bir kalb,  Allah&#8217;ın zikri ve azametinin tasavvuruyla, nefis ve ufuklardaki ayetlerinin  tefekkürüyle meşguldür. Çünkü kainatın her bir manzarası, aklı etkilemeye,  düşünceyi meşgul etmeye ve vicdanı harekete geçirmeye yetip artmaktadır.  Akidenin getirdiği sorumluluklar, bir başka meşguliyettir. Bunun gereği olarak  kalbi arındırmak, nefsi tezkiye etmek ve ruhu arıtmak sorumluluğu&#8230; </span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong><span id="more-45"></span></strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Davranışlara ilişkin  sorumluluklar&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İmanın gerektirdiği yüce  konumu muhafaza etme sorumluluğu&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Emri bil-maruf ve nehy-i  an&#8217;il-münker görevi&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Hayatın saplantı ve  fesattan korunmasına ilişkin yükümlülükler&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Akidenin korunmasına,  yardımına, yüceltilmesine ve düşmana karşı bekçiliğinin yapılmasına ilişkin  olarak cihad yapma sorumluluğu&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Görülüyor ki, tükenmez ve  mü&#8217;minin gaflette kalmasına izin vermez nitelikte pek çok görev ve sorumluluklar  söz konusudur. Bunların her biri ya farz-ı ayn, ya da farzı kifayedir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Tüm bu görevler, sınırlı  beşer gücünü, ömür ve cehdini meşgul etmeye yetecek kadar çoktur. İnsan; ömür ve  gücünü, ya hayatın ıslah, kalkınma ve iyileşmesi yolunda harcayacak, ya da  safsata, boş iş ve eğlence yollarında tüketecektir. Bir mü&#8217;min bu yeteneklerini,  akidesinin gereği olarak ıslah, onarım ve kalkınma yolunda kullanmak zorundadır.  Bunun anlamı, <strong>&#8220;mü&#8217;min zaman zaman istirahat etmez&#8221; </strong>demek değildir. Çünkü  istirahat başka şey, işsizlik, eğlence ve yararsız işler yapmak başka  şeydir:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Namazlarında huşu  duyan, boş şeylerden uzak duran, mü&#8217;mlnler hiç şüphesiz felaha  kavuşmuşlardır.&#8221;</strong> <span style="color: #800000;">(el-Mü&#8217;minun:  1-3)</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Akide ortamı, hiç şüphesiz  çalışma ve çabalama ortamıdır. Aynı zamanda korku ve ürperti ortamıdır. Bu,  gerçekten ciddiyet ve çabalama isteyen bir konumdur. Ama insanlar bu konumun ve  bunun öneminin farkında değil.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;İnsanların hesap verme  günü yaklaşmıştır. Ama onlar </strong>(bu dünyada hesap gününe hazırlık yapmaktan)<strong> gafil ve uzak bir halde yaşamaktadırlar. Rablerinden kendilerine yeni gelen hiç  bir zikir </strong>(ayet)<strong> yoktur ki, bunu eğlene dururlarken dinlemiş  olmasınlar.&#8221;</strong> <span style="color: #800000;">(el-Enbiya: 1-2)</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bu ayet, ciddiyet tanımaz  başıboş insanları tanıtmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Çünkü onlar, en tehlikeli  anlarda, en önemli konularda ve kutsal konumlarda eğlencelerini, safsata ve  oyunlarını bırakmazlar. Oysa ki, kendilerine gelen zikir (uyan ve ayetler)  Rablerindendir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Onlar ise saygınlık ve  kutsallıktan uzak bir halde; yani eğlene dururlarken bunu karşılıyorlar.  Ciddiyetten, dikkatlilikten ve kutsamaktan uzak olan bir nefis; bir tür çöküntü,  saçmalık ve donmuşlukla karşı karşıyadır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Artık bu nefis, bir yük  altına giremez, bir görev yerine getiremez ve bir sorumluluk kaldıramaz. Onun  açısından hayat, boş, basit ve ucuz olmuştur. Mukaddesatı önemsemeyen bir ruh,  muhakkak ki, hastadır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Görev yüklemek başka,  vurdumduymazlık daha başka bir şeydir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">- Görev yüklemek, ciddî ve  duyarlı bir güç demektir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">- Vurdumduymazlık ise şuur  kaybı ve gevşeklik demektir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Eğlence, kalbi oyalayan,  vakti tüketen, hayır getirmeyen ve kısaca yeryüzüne hayır, adalet ve salah  dağıtmakla görevli insana hiç bir kazanç sağlamayan bir şeydir. Bu; İslâm&#8217;ın  özelliğini sınırlarını, yol ve yöntemini çizip belirlediği bir  görevdir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;İnsanlardan kimisi var  ki, hiç bir ilme dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve bunu alaya almak İçin  boş sözleri alıp dururlar, işte bu kimselere alçaltın bir azap vardır.&#8221; </strong><span style="color: #800000;">(Lokman: 6)</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Umumiyet ifade eden ve  işaretleri tüm zamanlarda açık seçik bulunabilen bu ayet-i kerime, bazı tip  insanları tanıtmaktadır. Nitekim dün Mekke&#8217;deki davet ortamında, yani ayetin  indiği ortamda da bu tür insanlar bulunuyordu. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;İnsanlardan kimisi var  ki, boş sözleri alıp dururlar&#8230;&#8221; </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Boş sözlerin alışverişini  yaparlar. Mallarını vererek, vakit ve hayatlarını vererek; yani paha biçilmez  varlıklarını vererek satın alırlar boş sözleri&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Basit ve pahaya gelmez bir  boş söz uğruna bir daha geri gelmeyecek ömürlerini tüketir bu  insanlar&#8230;</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/ciddiyet-ve-azimle-calismak-seyyid-kutub.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Davetçinin Ahlâkı SEYYİD KUTUB</title>
		<link>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/davetcinin-ahlaki-seyyid-kutub.html</link>
		<comments>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/davetcinin-ahlaki-seyyid-kutub.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 07:13:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Davetçinin Ahlâkı]]></category>
		<category><![CDATA[Davetçinin Ahlâkı Fi zilalil kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Davetçinin Ahlâkı SEYYİD KUTUB]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamigenclik.com/?p=43</guid>
		<description><![CDATA[









Davetçinin, güzel, yumuşak,  sade ve acımalı bir ahlaka sahip olması gerekmektedir. Gönülleri kazanıp  insanları etrafında toplayacak bir ahlak&#8230; 
Davetçi, yanındaki  insanlara yumuşak ve merhametli davranmalıdır, öfkeli ve katı kalpli olan  davetçinin etrafında hiç kimse toplanamaz. Katı kalbli davetçi dayanışma  sağlayamaz. İnsanlar; merhametli bir koruyucuya, engin bir sevgiye, fevkalâde  bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table id="AutoNumber7" border="0" cellspacing="1" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#d2ffd2" bordercolor="#000000"><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong><br />
</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#f0ffd2" bordercolor="#000000"></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#f0f0a0" bordercolor="#000000"><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Davetçinin, güzel, yumuşak,  sade ve acımalı bir ahlaka sahip olması gerekmektedir. Gönülleri kazanıp  insanları etrafında toplayacak bir ahlak&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Davetçi, yanındaki  insanlara yumuşak ve merhametli davranmalıdır, öfkeli ve katı kalpli </span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">olan  davetçinin etrafında hiç kimse toplanamaz. Katı kalbli davetçi dayanışma  sağlayamaz. İnsanlar; merhametli bir koruyucuya, engin bir sevgiye, fevkalâde  bir gözetime, müsamahakâr bir davranışa, cehalet, zayıflık ve noksanlıklarını  hoş görecek bir halimliğe muhtaçtırlar. Yani büyük, vermeyi bilen, ellere göz  dikmeyen, sorunları paylaşan ve kendi sorunlarıyla baş ağırtmayan bir yüreğe&#8230; </span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong><span id="more-43"></span></strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İnsanların; kendisinden  himmet, sevgi, gözetim, hoşgörü, dostluk ve rıza beklediği bir  yürek&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Büyük davetçi Resul-i Ekrem  (s.a.s.)&#8217;in yüreği böyleydi. İnsanlarla beraber yaşantısı böyleydi&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">O, kendi nefsi için asla  kızmazdı. Beşerî zaaflardan dolayı göğsü daralmazdı. Dünyevî metadan hiç bir  şeyde gözü yoktu. Ellerindekinin tümünü kolayca ve engin bir hoşgörüyle  dağıtırdı. Mükemmel derecede halimdi. İlgisi, sevgisi ve dostluğu, etrafındaki  insanları kuşatmıştı. Kur&#8217;an-ı Kerim, bunun canlı bir şahididir. Yüce Allah, bu  ahlakı, davetçilerin beşeri ilişkilerine örnek olsun diye Aziz Kitabında  bildirmiştir:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Eğer sen, kaba ve katı  kalbli olsaydın, insanlar etrafından dağılırlardı.&#8221; </strong><span style="color: #800000;">(Al-i İmrân: 159)</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Yumuşaklık, tevazu ve  merhamet, davetçide canlanan müşahhas bir ahlak olmalıdır:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Mü&#8217;minlere kanatlarını  ger.&#8221;<span style="color: #800000;"> </span></strong><span style="color: #800000;">(el-Hicr:  88)</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İnişe geçen bir kuşun kanat  germesine benzer bir kanat germe&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Allah&#8217;ın Resulü (s.a.s.),  hayatı boyunca ashabıyla beraber yaşadı. Onun ahlakı, Kur&#8217;an&#8217;dı. Ve o, kendisini  eğiten Kur&#8217;an&#8217;ın canlı bir örneğiydi.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">&#8220;Af yolunu tut. Marufu  emret ve cahillerden </span></strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>vazgeç. Şeytandan  sana bir vesvese geldiğinde Allah&#8217;a sığın. Çünkü O, her şeyi işiten ve  bilendir.&#8221; </strong><span style="color: #800000;">(el-A&#8217;raf: 199-200)</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Yani insanlarla sohbet ve  muaşereti kolaylıkla sağlayan af yolunu tut. İnsanların mükemmel olmasını  bekleme. Onları zora koşma. Hatalarını, zaafiyet ve noksanlıklarını  affet.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Tabi ki tüm bunlar, kişisel  ilişkilerde söz konusudur. Dini inanışta veya şer&#8217;i vecibelerde değil&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Çünkü İslâm akidesi ve  Allah&#8217;ın şeriati söz konusu olunca göz yumup hoş görmek yoktur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Hoş görü ve göz yumma, alış  verişlerde, komşuluk ve arkadaşlıkta; yani hayatın kolayca ve sade bir şekilde  geçmesine yarayacak konularda vardır. Beşeri zaaflara göz yumup ilgiyi  esirgememek ve müsamahakâr olmak, büyük ve güçlü insanların şanındandır. Küçük  ve zayıflara karşı büyüklerin takındığı tavırdır. Allah&#8217;ın Resulü (s.a.s.), bir  yönetici, bir rehber, bir öğretmen ve bir mürebbiydi. Kolaylık göstermek, göz  yummak ve müsamahakâr olmak en çok ona yakışan bir ahlaktı. Evet Allah&#8217;ın Resûlu  (s.a.s.), kendi nefsi için asla kızmazdı. Ama Allah&#8217;ın dini çiğnendiği zaman  ise, hiçbir şey onu yatıştırmazdı. Bundan dolayı tüm davetçilerin, onun  ahlakıyla ahlaklanmaları gerekir. İnsanların hidayetiyle ilgilenmek, engin bir  yürekliliği, hoşgörüyü, kolaylığı ve sadeliği gerektirmektedir. Tabi ki Allah&#8217;ın  dininde hiç bir gevşeklik veya aşırılık göstermeden&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Allah&#8217;ın dinine davet eden  kimsenin kendisine has sıfatı, ruhu, konuşması, sözü ve edebî vardır. Yüce  Allah, gerek Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;e ve gerekse bu ümmetin her davetçisine bu  şifa ve hususiyetlerle hitap etmektedir. Yüce Allah, davetçiye -şartlar ne  olursa olsun- <strong>&#8220;ahlakın şudur&#8221;, &#8220;metodun şudur&#8221;</strong> diye  buyurmaktadır:</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">&#8220;Allah&#8217;a davet edip  salih amel işleyen ve &#8220;Ben müslümanlardanım&#8221; diyen kimseden daha güzel sözlü  olan var mı? İyilikle </span></strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>kötülük elbette ki  bir olmaz, öyleyse </strong>(kötülüğü) <strong>iyilikle defet. O zaman görürsün ki  aranızda düşmanlık bulunan kimse sımsıcak bir dost oluvermiş. Bu </strong>(hususiyet)<strong> sadece sabreden kimselere, sadece büyük mükafat sahibine  verilir. Eğer şeytandan sana </strong>(saptırıcı)<strong> bir vesvese gelirse, Allah&#8217;a  sığın. Çünkü O, her şeyi işiten ve bilendir.&#8221; </strong><span style="color: #800000;">(Fussilet:  33-36)</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Allah&#8217;ın dinine davet  görevini; beşeri zaaf ve cehalete, nefsin bildiğiyle övünüp kibirlenmesine,  <strong>&#8220;dalalet üzerindesin&#8221; </strong>denmesini reddetmesine, davanın tehdit ettiği arzu  ve şehvetlere düşkünlüğüne rağmen yürütmek, gerçekten zor bir iştir. Çünkü tüm  insanları hukuken eşit gören bir tek ilah&#8217;a davet işi, böylesine zor şartlarda  yürütülen büyük bir görevdir.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">&#8220;Allah&#8217;a davet edip  salih amel işleyenden daha güzel sözlü var mı?&#8221;</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Zaten sözün güzelliği,  böylesine zor şartlarda anlaşılır. Bu davayı, böylesine şartlarda ilan  etmekte&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Sözü doğrulayan bir amelle  ve kişisel arzuları geride bırakan bir teslimiyetle beraber bu güzel ilan, göğe  yükselmeye layık olan bir ilandır. Çünkü bu davet, tamamen Allah&#8217;ın rızasını  kazanmaya yöneliktir. Davetçinin buradaki tek görevi, tebliğ yapmaktır.  Tebliğini yaptıktan sonra, insanlar bundan yüzünü çevirmiş, edepsizlik mi  yapmış, şımarıkça inkar etmeye mi kalkışmış bu iş kendisini ilgilendirmez. Çünkü  o, en güzel şekilde anlatmakla yükümlüdür. Davetçinin konumu yüksek;  diğerlerinin, yani kötülüğe başvuranların konumu ise alçaktır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;İyilikle kötülük,  elbette ki bir olmaz.&#8221; </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Şu halde davetçi, kötülükle  karşılık veremez&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Çünkü iyilikle kötülüğün  etkisi aynı değildir. Kötülüğün karıştığı bir iyiliğin etkisi de aynı değildir.  Kötülüğe karşı sabır, müsamaha ve nefsanî arzuları bırakıp aşmak, en başıbozuk  kişileri bile sakinleştirip güven duymalarını sağlar. Düşmanlıktan dostluğa ve  serkeşlikten sükunete yönelmesine neden olur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Sen  kötü</strong></span><strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">lüğü iyilikle defet.  O zaman görürsün ki, aranızda düşmanlık bulunan kimse, sımsıcak bir dost  olu</span></strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>vermiştir.&#8221;</strong> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bu, genellikle gerçekleşen  bir kuraldır. Öyle ki sonuçta fevri tavırlar bırakılır, kızgınlık sükûnete ve  şımarıklık da hayaya dönüşür. Çünkü fev</span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">ri bir harekete, şımarıklığa ve söz dinlemezliğe; sakinleştirici bir  tarzda değil de aynısıyla karşılık verilirse aksilikler daha da artar, gazaplar  kamçılanır, şımarıklık devam eder, haya, perdesi yırtılır, nefse hakimiyet yok  olur ve günah işlemekten gurur du</span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">yulur.  Ama her şeye rağmen müsamahakâr olmak, engin bir yürek ister. Kötülük yapma gücü  bulunduğu halde sevip ilgi gösteren bir yürek&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Aslında <strong>&#8220;kötülük  yapabilme gücü&#8221;</strong>, müsamahanın meyvesini verebilmesi için bulunması gereken  bir şeydir. Kötü adamın <strong>&#8220;iyiliği&#8221;, &#8220;zayıflık&#8221;</strong> olarak kabul etmemesi için  gereken bir şey&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Çünkü kötü adam,  karşısındakinin zayıf olduğunu anlayınca, saygı göstermeyecektir. Dolayısıyla  iyiliğin de hiç bir etkisi olmayacaktır. Bu bakımdan <strong>&#8220;müsamahakâr&#8221; </strong>olmak;</span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"> akideye  saldırı veya mü&#8217;minleri fitneye uğratma hallerinde değil, şahsi meselelerde söz  konusu ola</span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">bilir. Çünkü akideye  bir saldırı olduğu zaman, olanca gücü kullanıp karşı koymak veya ilâhî hüküm  gelinceye kadar sabretmek lazımdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Kötülüğü iyilikle defedip,  müsamahakâr olmak, öfke ve gazabı önleyen önemli bir tutumdur. Böylesi anlarda  bu dengeyi yakalamak, yani <strong>&#8220;ne zaman müsamaha gösterilir, ne zaman iyilikle  karşılık verilir&#8221;</strong> bunu bilmek, gerçekten büyük bir şeydir. Her insanın elde  edemeyeceği üstün bir derecedir. Çünkü bu, bir sabır işidir. Allah vergisi bir  şeydir. Bunu elde etmeye çalışan kimselere Allah&#8217;ın verdiği bir şey&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;i  düşünün. Kendi nefsi için hiç kızmayan; ama Allah&#8217;ın bir emri çiğnenince hiç bir  şeyle kızgınlığı dinmeyen Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;i&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İşte bu, öyle büyük bir  derece olduğu için Yüce Allah, Hz. Peygamber&#8217;e (s.a.s.) ve onun şahsında tüm  davetçilere diyor ki:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Eğer şeytandan sana </strong>(saptırıcı)<strong> bir vesvese ge</strong></span><strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">lirse, Allah&#8217;a sığın. Çünkü O, her şeyi işiten ve  bilendir.&#8221;</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Gazap; kalbe vesvese salan  ve kötülüğe karşı veya müsamaha konusunda yeterince sabır göstermemeyi doğuran  bir histir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İşte bu gibi durumlarda  şeytanî vesveselerden Allah&#8217;a sığınmak; şeytanın öfkeyi kamçılayıp bu boşluktan  yararlanmasını önleyen bir korumadır. Beşer kalbinin yaradanı, bu kalbin girinti  ve çıkıntılarını, güç ve yeteneğini, şeytanın hangi noktadan nüfuz  edebileceğini, dava adamını hangi tür vesveseyle gazaba getirebileceğini,  yolunda yürüyen halim bir insanı nasıl öfkelendirebileceğini elbette ki,  bilmektedir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bir mü&#8217;min, ne olursa olsun  Rabbi için kızmaIıdır. Rabbinin yüceliği ve saygınlığı çiğnenince kızmalıdır.  Nefsimize veya ailemize bir hakaret yapılınca şişinir, kızar ve öfkeleniriz. Ama  mü&#8217;min, Rabbi için gayrete gelmek zorundadır. İslâm&#8217;la cahiliyenin tasavvurları  arasındaki her zaman ve her ortamdaki gerçek fark ve yol ayrımı budur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Müslüman cemaat, yüce  ahlaki değerlere dayanmak zorundadır. Kur&#8217;an-ı Kerim, bu ahlaki esasların neler  olduğunu &#8211; en güzel örneklerle &#8211; bildirmiştir; İslâmî tasavvur ve müslüman  cemaat yapısındaki en vazgeçilmez ve en köklü unsur, ahlakî unsurdur. Ve bu, tüm  hayati alan ve faaliyetleri kapsayacak niteliktedir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İslâm cemaatinin  vazgeçilmez temel dayanağı bir tek Allah&#8217;a ubudiyyettir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bundan dolayı bu cemaat,  hangi biçimiyle olursa olsun, tüm beşeri ubudiyyetlerden kurtulmuştur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Tüm faziletler ve tüm  ahlakî değerler, işte bu kurtuluş ve özgürlüğün bir ürünüdür. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Çünkü her konudaki değer  ölçüsü, Allah&#8217;ın rızasını kazanmaktır. Bunun da doruk noktası, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in  ahlakıyla süslenmektir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İslâmî bir ahlakın en büyük  dayanağı ve aslı budur. İslâmî hayat sistemi, ahlaka çok büyük bir önem  vermiştir. Kur&#8217;an-ı Kerim, bunu açıkça ifade etmekte ve İslâmî ahlakın; İslâmî  akide ve insan hayatına ilişkin İslamî düşüncedeki derinlik ve vazgeçilmezliğini  göstermektedir.</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/davetcinin-ahlaki-seyyid-kutub.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an&#8217;ı Öğrenmenin Yolu Seyyid Kutub</title>
		<link>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/kurani-ogrenmenin-yolu-seyyid-kutub.html</link>
		<comments>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/kurani-ogrenmenin-yolu-seyyid-kutub.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 07:12:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[fi zilalil KURAN]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran Öğrenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamigenclik.com/?p=41</guid>
		<description><![CDATA[









&#8220;Ey iman edenler! Eğer  kendilerine kitap verilenlerden bir gruba uyarsanız sizi, imanınızdan sonra  küfre dönderirler. Sonra siz, yanınızda Allah&#8217;ın ayetleri okunup, Allah&#8217;ın  Resulü de İçinizdeyken nasıl olur da küfre girebilirsiniz. Kim (Allah&#8217;a  kitabına) sarılırsa, muhakkak ki O, dosdoğru yolu bulmuştur.&#8221; (Al-i İmran: 100-101)
İslâm ümmeti, yeryüzünde  Rabbani metod doğrultusunda apaçık, biricik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table id="AutoNumber7" border="0" cellspacing="1" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#d2ffd2" bordercolor="#000000"><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong><br />
</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#f0ffd2" bordercolor="#000000"></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#f0f0a0" bordercolor="#000000"><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Ey iman edenler! Eğer  kendilerine kitap verilenlerden bir gruba uyarsanız sizi, imanınızdan sonra  küfre dönderirler. Sonra siz, yanınızda Allah&#8217;ın ayetleri okunup, Allah&#8217;ın  Resulü de İçinizdeyken nasıl olur da küfre girebilirsiniz. Kim </strong>(Allah&#8217;a  kitabına)<strong> sarılırsa, muhakkak ki O, dosdoğru yolu bulmuştur.&#8221; </strong><span style="color: #800000;">(Al-i İmran: 100-101)</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İslâm ümmeti, yeryüzünde  Rabbani metod doğrultusunda apaçık, biricik ve kendine özgü </span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong> </strong></span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">bir yolda yürümek  için vardır. Varoluşunun temel çıkış noktası, Allah&#8217;ın gösterdiği metottur.  İnsanlığın hayatında kendisinden başkasının başaramayacağı bir görevi ifa etmek  için gelmiştir. Allah&#8217;ın hayat nizamını yeryüzünde uygulamak için var olmuştur.  Bu nizamı, en belirgin işaretleriyle pratik hayata geçirmek; yani nassları  harekete geçirip hislerde, ilişkilerde, yönetim ve hayat işlerinde yaşatmak için  varolmuştur.</span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong><span id="more-41"></span></strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bilgi ve öğrenme kaynağı;  bir tek Allah&#8217;ın kitabı olmadığı sürece, bu ümmetin varlık ispatını yapıp  dosdoğru yolda yürümesi ve dünya yüzeyinde söz konusu eşsiz ve biricik aydınlık  dolu hayat tarzını inşa etmesi mümkün değildir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Şu halde beşerî kaynakların  hiç birinden bilgi almak yoktur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Beşere uymak yoktur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Ve hiç bir beşere itaat  yoktur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Yol, sadece budur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bunun ötesi, küfür, dalalet  ve sapmadır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Kur&#8217;an&#8217;ı Kerim&#8217;in değişik  yerlerde ve değişik münasebetlerle üzerinde durup tekrarladığı şey budur, İslam  cemaatinin duygusal, fikrî ve ahlakî dayanağı budur. Her fırsatta göz önünde  tutulması gereken nokta budur. Bu ümmetten her kuşağın dinlemek zorunda olduğu  daimî buyruk budur. Çünkü söz konusu olan, onun hayatî kaîdesidir. Hatta  varoluşunun temel dayanağı budur.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bu ümmetin görevi,  insanlığı yönetmektir. Bu gerçek ortadayken; alaşağı edip Allah&#8217;a yöneltmek ve  Allah&#8217;ın hayat sistemine göre yönetmek zorunda olduğu cahiliyyeden, bilgi  edinmesi hiç mümkün olur mu? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Önderlik işlevini yitiren  bir İslâm ümmetinin varlığı ne olur ki? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bu gayesiz varlığın ne  anlamı olur ki? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İslâm ümmeti, hiç şüphesiz  önderlik için varolmuştur. Sağlıklı bir dünya görüşü ve sağlıklı bir itikatta  önderlik&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Sağlıklı bir şuur ve  sağlıklı bir ahlakî yapıda önderlik&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Sağlıklı bir hayat sistemi  ve düzeninde önderlik&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İşte akılların kemale erip  açılması, bu kainatla ve kainatın sırlarıyla tanışması, kainatın güç, enerji ve  hazinelerinden yararlanması, böylesine sağlıklı şartların ortamında yaşamakla  mümkündür. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Ama tüm bunlara izin veren  ve tüm bunlarda egemenlik sağlayan; yani kainatın güç ve hazinelerini tahrip ve  çökertme araçlarına dönüştürmeden, arzu ve şehvetlerin hizmetine vermeden sadece  insanlığın iyiliğine amade eden en büyük önderliğin, inanca ait olması gerekir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Müslüman cemaatin bu inanç  önderliği altında; hiç bir beşerin rehberliğinden etkilenmeden, sadece Allah&#8217;ın  emir ve direktifleriyle yolunda yürümesi şarttır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Kitap ehli ve diğer  kafirlere itaat edip bilgilerine başvurmak, metod ve yönetimlerinden iktibas  yapmak peşin bir hezimet demektir. Ruhen bozguna uğrayıp ümmetin varlık nedeni  olan önderlik görevinden uzaklaşmaktır. Bunun bir diğer anlamı ise ilahî hayat  sisteminden, ilahî hayat sistemiyle yükselme ve kalkınma yolunda yürümenin  yetkinliğinden şüphelenmek olur ki, bu da küfrün gönülde debelenmesi demektir.  İlk başta farkına varılmadığı ve tehlikenin hemen o anda sezilmediği bir  debelenme&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Gerek ehl-i kitap ve  gerekse müşrikler, müslümanları itikatlarından saptırmaya özen gösterdikleri  kadar, hiç bir konuda özen göstermezler. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Çünkü bu akide, önlerinde  bulunan amansız bir duvar ve aşılmaz bir savunma hattıdır. İslâm ümmetinin  tükenmez bir güç kaynağıdır. Düşman, bunu gayet iyi biliyor. Bunu, eskiden  biliyordu, şimdi de bilmektedir. Müslümanları bu akideden uzaklaştırmak için  ellerinden gelen tüm gayreti göstermelerinin, bu amaç için hile, desise, güç ve  çeşitli araçlara başvurmalarının asıl nedeni budur. Açık savaşlarla  başaramayacaklarını anlar anlamaz, oyunlara başvurdular. Kendileri bizzat  savaşamayacaklarını anlayınca, müslüman olduklarını iddia eden münafıkları </span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">öne sürdüler. İslâm  akidesini evin içinden kemirmek üzere, İslam dışı hayat sistemlerini, beşerî  yönetim ve önderlikleri süslü göstermeye çalışarak insanları İslâm&#8217;dan önleyen  uşaklarını, işte Rabbani önderlikten gelen uyarının nedeni  buydu.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Ey İman edenler! Eğer  kendilerine kitap verilenlerden bir gruba uyarsanız sizi, imanınızdan sonra  küfre dönderirler.&#8221;</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Şurası kesin ki, müslümanı  en çok ürküten şey, imandan sonra küfre dönüştür. Cennete girmek üzereyken  cehenneme dönüştür. Bu özellik, her zaman ve her yerdeki gerçek müslümanın  özelliğidir. Bundan dolayı ayetteki uyarı, vicdanı uyarıp şiddetle sarsan bir  kamçı gibi etkiler müslümanı.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Dünkü müslümanlar Kur&#8217;an-ı  Kerim&#8217;e nasıl muhatap idilerse biz de &#8211; bugün &#8211; öylece muhatabız. Yol, budur.  Davetçiler, bunu iyice bilmelidirler: </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">&#8220;Kim Allah&#8217;a sarılırsa, muhakkak ki o, dosdoğru yolu bulmuştur.&#8221; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Demek ki müslümanın görevi,  sadece Allah&#8217;a sarılmaktır. Hayy ve kayyum olan Allah&#8217;a&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Allah&#8217;ın Resulü (s.a.s.),  akidevî konularda ve hayat sistemi konusunda ashabını sıkı sıkıya tembihliyordu.  Tarımsal işler, savaş taktikleri ve benzeri bilimsel konular dışında, yani  teknik bilgi ve tecrübeye dayalı pratik hayat sorunları dışında kafirlerin  bilgisine başvurulamayacağını tembihliyordu. Çünkü deney ve teknik görüşlere  dayalı sorunların itikadi düşünceyle, toplumsal düzenle ve insan hayatını  kendisine göre düzenleyen beşeri ilişkilerle hiç bir alakası yoktur. Bu iki konu  arasındaki fark, açıkça ortadadır. Çünkü hayat sistemi başka şeydir, uygulama ve  deneye bağlı olan pozitif bilimler başka şeydir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Hayatı, Allah&#8217;ın gönderdiği  sisteme göre yöneten İslâm; akılları &#8211; kendi sistemi doğrultusunda &#8211; bilgiye ve  maddî buluşlardan yararlanmaya yönelten İslâm&#8217;ın aynısıdır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>İmam Ahmed b.  Hanbel</strong>, <strong>Abdullah b. Sabit</strong>&#8216;ten rivayet ediyor:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; color: #3333cc; font-size: medium;"><strong>&#8220;Ömer, Hz.  Peygamber&#8217;in (s.a.s.) yanıma gelip:</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; color: #3333cc; font-size: medium;"><strong>&#8220;- Ey  Allah&#8217;ın Resulul Benî Kurayza&#8217;dan bir yahudi (asıllı) kardeşe bana Tevrat&#8217;tan  bir derleme yapması için söylemiştim. O da bana yazdı. Şimdi bunu size arzedeyim  mi? dedi. Ömer&#8217;in bu sözü üzerine Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.s.) çehresi değişti.  Bunun üzerine ben Ömer&#8217;e:</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; color: #3333cc; font-size: medium;"><strong>&#8220;-  Görmüyor musun, Resulullah&#8217;ın (s.a.s.) yüzünü? deyince  Ömer:</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; color: #3333cc; font-size: medium;"><strong>&#8220;- Allah&#8217;ı  Rab, İslam&#8217;ı din ve Muhammedi de peygamber olarak seçtim, dedi. Böylece  sakinleşen Resulullah (s.a.s.):</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><span style="color: #3333cc;"><strong>&#8220;-  Nefsimi elinde tutan Allah&#8217;a yemin ederim ki, eğer Musa, içinizde bulunduğu  halde, beni bırakıp ona uysaydınız gene de sapıtırdınız. Ümmetlerin içinden siz  benim hissemsiniz, peygamberlerin içinden de ben sizin hissenizim,  dedi.&#8221;</strong></span> </span><span style="font-family: Arial; color: #800000; font-size: medium;">(Ahmed &#8211; Müsned 4/266.)</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Diğer bazı hadislerde ise  şöyle buyurmuştur:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; color: #3333cc; font-size: medium;"><strong>&#8220;Musa ve  İsa sağ olsalardı, bana uymaktan başka bir şey  yapamazlardı.&#8221;</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İşte Hz. Peygamber&#8217;in  (s.a.s.) dosdoğru yolu buydu.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İnsanlığın teorik ve pratik  yönden pozitif bilimler konusundaki bilgi ve çalışmalarından yararlanmaya  gelince; bunun bir sakıncası yoktur. İslâm&#8217;ın ruh ve direktifleri doğrultusunda  bu tür çalışmalardan yararlanılabilir. Yani konuyu, her yönüyle imanî metoda  bağlamak şartıyla&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Çünkü bu ilimler  Allah&#8217;tandır. Bunları insanlığın hizmetine veren O&#8217;dur. Tüm bunları insanlığa  hayır, huzur ve refah getirecek alanlarda kullanmak imanın bir gereğidir. Sonra  bu nimetleri verdiği için Allah&#8217;a şükretmek zorundayız. Bilgi nimetini verdiği  için&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Kainattaki enerji ve  hazineleri insanlığın hizmetine sunduğu için, öyleyse ibadet ederek O&#8217;na  şükretmek gerekir. Bu bilgi ve kainat hazinelerini insanlığa hayır getirecek  alanlarda kullanarak şükretmek gerekir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Ehl-i kitaptan bilgi almaya gelince: </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İmanî düşünce ve varlığın  yorumu konusunda, insan varlığının gayesi sorununda, hayat nizamı, sistem ve  kanunlarda, ahlakî ve davranışsal metotta; evet bu konuların herhangi birinde  kitap ehlinden bilgi almaya imkan yoktur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bunun en basit görünen bir  yönü bile Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.s.) yüzünü değiştirmeye yetmiştir. Çünkü bu,  Yüce Allah&#8217;ın İslâm ümmetini akıbetinden sakındırdığı bir iştir. Bunun akıbeti,  açık bir küfürdür. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Yüce Allah&#8217;ın buyruğu  budur. Resul-i Ekrem&#8217;in (s.a.s.) izlediği yol budur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bize gelince; yani müslüman  olduğunu iddia eden bize gelince: </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Görüyoruz ki biz, Kur&#8217;an-ı  Kerim&#8217;i ve Hz. Peygamberimizin (s.a.s.) sünnetini oryantalistlerden öğrenmeye  özeniyoruz. Varlık ve hayat felsefemizi (düşüncemizi), şu veya bu Yunanlı,  Romalı, Avrupalı, Amerikalı &#8211; ilâhir &#8211; düşünür ve filozoflardan öğreniyoruz.  Hayat nizamı ve kanunlarımızı, Batı kökenli, ithal kaynaklardan alıyoruz.  Davranış, edep ve ahlakımızı hiç bir dinle ilgisi bulunmayan maddeci uygarlığın  pislik dolu batağından alıyoruz. Buna rağmen de kalkıp <strong>&#8220;Vallahi  müslümanız&#8221;</strong> diye iddia ediyoruz. Öyle bir iddia ki, günahı, açık küfrün  günahından daha da beter! Çünkü bu iddiayla İslam&#8217;ın çökmüşlüğüne ve revizyona  uğradığına şahidlik ediyoruz. Çünkü İslâm, bir hayat sistemidir. Belirli ve  kendisine has özellikleri bulunan bir hayat sistemi&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İtikadi düşünce yapısı  kendisine özgü, tüm hayatî ilişkilerin; yani siyasal, ekonomik ve sosyal  ilişkilerin dayanağı olan ahlaki ilkeleri yönünden kendisine özgü&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Aynı zamanda o, tüm  insanlığa önderlik göreviyle gönderilmiştir. Bundan dolayı da, İslâm hayat  sistemini yüklenecek bir insan topluluğunun bulunması zorunludur. İnsanlığı  yönetmek için bulunması zorunludur. Bu topluluğun; hayat buyruklarını kendi öz  kaynak ve metodu dışından alması ise önderliğin tabiatıyla taban tabana zıttır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İslâm hayat sistemi, ilk  geldiği günden itibaren insanlığın iyiliği için gelmiştir. Davetçiler,  insanlığın iyiliği için bu sistemin hakemliğine çağırmaktadırlar. Bu, onların  hem bugünkü, hem de yarınki görevleridir. Hatta bugün için daha da zorunlu olan  bir görevdir bu. İnsanlığın, beşerî ideoloji ve sistemlerin elinden ahlar  çektiği bir dönemin zorunluluğudur bu. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İlahî hayat sisteminden  başka, insanlığı kurtaracak hiç bir kurtarıcı yoktur, öyleyse bu sistemin &#8211;  beklenen görevini yapıp insanlığı bir daha kurtarması için &#8211; özgün niteliklerini  koruması gerekir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İnsanlık, dünya  hazinelerinden yararlanma alanında pek çok zaferler kazanmıştır. Sanayi ve tıp  alanlarında geçmişle kıyaslandığında olağanüstü denilebilecek bir ilerleme  kaydetmiştir. Zafer yolunda basanlarına başarılar katarak ilerleyip durmaktadır.  Ama tüm bu zaferlerinin hayatındaki etkisi ne olmuştur? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Kişisel hayatındaki etkisi  ne olmuştur? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Acaba mutlu olabilmiş mi? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Huzur ve selamet bulabilmiş  mi? Asla!&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Mutsuzluk, bedbahtlık ve  korkudan başka hiç bir şey!.. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Sinirsel ve psikolojik  hastalıklardan başka hiç bir şey!..</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Cinsel sapıklık ve yaygın  cinayetlerden başka hiç bir şey!., </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İşte durum buyken ortaya  çıkan bazı kimseler, bu hasta insanlığı Allah&#8217;ın dosdoğru hayat sisteminden  mahrum etmek için çabalamaktadırlar. İlahî hayat sistemine <strong>&#8220;gerici&#8221;</strong> diyenler bu kimselerdir. Bu sistemin, geçmişin tarih dönemlerinde kalan bir  hatıra olduğunu sananlar bunlardır. Ve bu cehaletleriyle veya bu kötü  niyetleriyle tüm insanlığı biricik İlahî nizamla tanışmasını önleyen kimseler de  bunlardır. Gerçek şu ki insanlığı gerek huzur ve selamete eriştirecek, gerekse  gelişme ve kalkınma yoluna koyacak sistem, İlahî hayat  sistemidir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Biz bu sisteme inanmış  kimseler, neye davet ettiğimizi biliyoruz. Çünkü biz, mutsuzluk dolu bir beşerî  vak&#8217;a görüp insanlığın içine saplandığı pislik dolu bataklığın kokusundan  rahatsız oluyoruz. Gene biz, yakıcı bir çölün sıcağında kavrulan insanlığın  üzerinde dalgalanacak zafer sancağını görüyoruz. Bataklığa batmışları gölgesine  çağıran, aydınlık ve berraklık dolu ufukları görüyoruz. Ve diyoruz ki; eğer  insanlığın önderliği İslâm hayat sistemine teslim edilmezse, beşer tarihini  tümüyle karartan ve insanca olan her şeyi kasıp kavuran çöküş devam edecektir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>İslâmî hayat yolunda  atılacak ilk adım; İlahî sistemin eşsizlik ve özgün yapısını korumaktır. </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Müslümanların,  etraflarını kuşatan cahiliyyenin kaynaklarından bilgi almamasıdır. </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Sistemin duru, arık ve  sağlıklı kalmasının vazgeçilmez gereği budur. </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Yüce Allah, insanlığı  fiilen yönetmeye izin verinceye kadar korunması zorunlu olan bir tavırdır bu. </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Allah, kullarına çok  acıyandır. Onları, şuradan ve buradan cahiliyyeye çağıran insanlık düşmanlarına  bırakmayacak kadar merhametlidir. </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Yüce Allah&#8217;ın, Aziz  Kitabında gerek ilk İslâm cemaatine, gerekse her zaman ve her yerdeki diğer  İslam cemaatlerine bildirmek istediği şey budur.</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/kurani-ogrenmenin-yolu-seyyid-kutub.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Din ve Tağut Seyyid Kutub</title>
		<link>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/din-ve-tagut-seyyid-kutub.html</link>
		<comments>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/din-ve-tagut-seyyid-kutub.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 07:09:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[din ve tağut]]></category>
		<category><![CDATA[Fi zilalil Kuran din ve tağut]]></category>
		<category><![CDATA[seyyid kutub din ve tağut]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamigenclik.com/?p=38</guid>
		<description><![CDATA[









Tağut, tuğyandan (yani  azmaktan) türeyen bir kelimedir. Tıpkı &#8220;melekût, azamût ve rahamût&#8221; kelimelerindeki gibi çokluk ve mübalağa ifade etmektedir. Azgınlaşan ve haddini  aşan her şey ve herkes tağuttur. Tağuta kulluk etmekten  kaçınan kimseler, Allah&#8217;tan başkasına hiç bir şekilde ibadet etmeyenlerdir.  Rablerine yönelenlerdir. Rablerine dönüp, sadece O&#8217;nun için tapınma (kulluk  etme) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table id="AutoNumber7" border="0" cellspacing="1" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#d2ffd2" bordercolor="#000000"><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong><br />
</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#f0ffd2" bordercolor="#000000"></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#f0f0a0" bordercolor="#000000"><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Tağut, tuğyandan (yani  azmaktan) türeyen bir kelimedir. Tıpkı<strong> &#8220;melekût, azamût ve rahamût&#8221;</strong> kelimelerindeki gibi çokluk ve mübalağa ifade etmektedir. Azgınlaşan ve haddini  aşan her şey ve herkes tağuttur. </span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Tağuta kulluk etmekten  kaçınan kimseler, Allah&#8217;tan başkasına hiç bir şekilde ibadet etmeyenlerdir.  Rablerine yönelenlerdir. Rablerine dönüp, sadece O&#8217;nun için tapınma (kulluk  etme) konumuna geçen kimselerdir.</span><span id="more-38"></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Tağuta tapınmaktan  kaçınıp Allah&#8217;a yönelen kimselere müjde vardır. Sen de söz dinleyip en güzeline  uyan kullarımı müjdele. Allah&#8217;ın hidayete erdirdiği kimseler onlardır. Akıl  sahibi olanlar da onlardır.&#8221; </strong><span style="color: #800000;">(ez-Zümer:  17)</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Hiç kuşkusuz Allah&#8217;ın  egemenlik ve şeriatine dayanmayan tüm iktidar ve otoriteler tağuttur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Hakka yönelik her düşmanlık  da tağuttur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Allah&#8217;ın egemenlik, ilahlık  ve hakimiyetine saldırmak; düşmanlığın en iğrenci ve azgınlığın en  şiddetlisidir. Bu durum ise tam anlamı ve net ifadesiyle  tağutluktur.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Kitab ehli olanlar, bilgin  ve rahiplerinin şahsına değil onların koydukları kanunlara uyup tapınıyorlardı.  Allah&#8217;ın onları müşrik diye anmasının </span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">nedeni buydu: </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Onlar  Allah&#8217;ı bırakarak bilgin ve rahiplerini rabler edindiler.&#8221; </strong><span style="color: #800000;">(et-Tevbe: 31)</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Demek ki, kitap ehli  olanlar da tağuta yani hak saldırganı, azgın otoritelere tapınmışlardır. Bu  tapınmada secde ve rüku yoktu, ama itaat ve tabiiyet anlamındaki ibadet vardı.  Kişiyi Allah&#8217;ın kulluğundan ve Allah&#8217;ın dininden çıkaran bir ibadet&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Alemlerin Rabbi Allah&#8217;ın  dinine davetin sadece bir tek anlamı vardır. O da Tağutlaşmış insanların  elindeki egemenliği, tekrar Allah&#8217;a; yani asıl sahibine iade etmektir. Ama bu  davet, yani Allah&#8217;ın dinine davet yapılınca tağutların suçlaması hazırdır: </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Bunlar yeryüzünü fesada  veriyor&#8221;</strong> yahut bugünkü cahiliyenin bütün davetlere taktığı isimler; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">&#8220;Bu, bir hükümet darbesi teşebbüsüdür.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Musa dedi ki: Ey  Firavn, ben Alemlerin Rabbinin elçisiyim&#8230;&#8221; </strong><span style="color: #800000;">(el-Araf: </span></span><span style="font-family: Arial; color: #800000; font-size: medium;">104)</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">&#8220;Firavn kavminin kafir  önderleri dediler ki: </span></strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">(Ey Firavn!)<strong> Sen  Musa ve kavminin, yeryüzünü fesada verip seni ve ilahlarını bırakmalarına izin  mi vereceksin?&#8221;</strong> </span><span style="font-family: Arial; color: #800000; font-size: medium;">(el-A&#8217;raf:  127)</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Cahiliyyenin hakimiyet  düzeni,</strong> bir kulun tüm kullara rablik etmesi esasına dayanmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Alemlerin Rabbine davet  ise,</strong> tüm kullara yaratanın, rablik etmesi esasına dayanır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Alemlerin Rabbine inanarak  Yüce Allah&#8217;a teslim olup rabliği ve rububiyet özelliklerini gasbeden temelsiz  tağutun uşaklığını bıraktıklarını söyleyen sihirbazlar, hiç kuşkusuz  kendileriyle tağutun arasındaki kavganın bir inanç kavgası olduğunu  biliyorlardı. Çünkü bu inanç, tağutların egemenliğini tehdit ediyordu. Bunun  için de bu inanç sahibi kimselerin Alemlerin Rabbinden başkasına  tapınmayacaklarını (kulluk yapmayacaklarını) ilan etmeleri yeterliydi. Hatta  Allah&#8217;ın, Alemlerin Rabbi olduğunu ilan etmeleri bile yeterliydi. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İşte <strong>&#8220;Halkı yurtlarından  çıkarmak için plan hazırladınız&#8221; </strong>suçlamasını yapan Firavn&#8217;a böyle cevap  vermelerinin nedeni, buydu. Aslında Firavn&#8217;un bu suçlamasıyla modern  cahiliyedeki tağutların suçlaması arasında bir fark yoktur. Çünkü gerçek  manasıyla Allah&#8217;ın, Alemlerin Rabbi olduğunu söyleyen kimselere <strong>&#8220;hükümeti  devirmeye çalışıyor&#8221;</strong> diyorlar. Bu tüm islah davetçilerine müfsid tağutların  verdiği geleneksel cevaptır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Onun dininizi  değiştirmesinden veya yeryüzünü fesada vermesinden korkarım.&#8221; </strong><span style="color: #800000;">(Gafir: 26)</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İğrenç batıl, güzelim hak  davayı hep bu kelimelerle karşılıyor, değil mi? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Huzur vadeden iman davetine  karşı hep böyle uyarıyorlar insanları, değil mi? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Evet bu, tağutların  vazgeçilmez mantığıdır. İyilik-azgınlık, iman-küfür ve hakla batılın savaşı  nerede ve ne zaman görülürse başvurulan değişmez mantık budur. İbret almaya  çağrılan; ama ibret alacağına günah işleme gururuyla ortaya çıkan ve samimi  öğütleri: </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Size kendi görüşümden  başka bir görüş tavsiye etmem ve ben doğru yoldan başkasını size göstermem.&#8221;</strong> <span style="color: #800000;">(Gafir: 29) </span>diyerek karşılayan her tağutun  anlayışıdır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Demek öyleymiş! Tağutlar,  doğru, yararlı ve iyi olandan başkasını düşünmezmiş!.. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Acaba bu tağutlar,  yanıldıklarını, bir kimsenin zannetmesini bile affediyorlar mı? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Kendi görüşlerinden başka  doğru görüşlerin de olabileceğini kabul ediyorlar mı? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Asla!.. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Yoksa niye tağut olsunlar  ki?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Hakka karşı direnen tagut  batılından asla vazgeçmez. Alemlerin Rabbine yapılan daveti asla rahat bırakmaz.  Çünkü o, kesinlikle biliyor ki bu davet, kendisine karşı açılan bir savaştır.  Egemenliğine dayanak olan kanunları kökünden reddeden bir savaştır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bu bakımdan bir tağutun,<strong> &#8220;La ilahe illallah&#8221;</strong> veya <strong>&#8220;Alemlerin Rabbi Allah&#8217;tır&#8221;</strong> ilanına müsaade  etmesi mümkün değildir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Ama eğer bu kelimeler  gerçek anlamını kaybedip muhtevasız ve mücerred birer kelime haline dönüşmüşse  buna karışmaz. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Çünkü bu kelime bu haliyle  ona hiç bir sıkıntı vermez. Onu ilgilendirmez. Yok eğer bir grup insan bu  kelimeleri gerçek anlamlarıyla yüklenmişse tağut o zaman duruma el atar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Çünkü Allah&#8217;a şeriatinden  kopuk bir hakimiyet sürdüren ve insanları Allah&#8217;a yöneltmekten uzak tutarak  kendi iktidarına kul yapan tağut; bu insan grubuna mümkün değil tahammül  etmez.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Batıl, çoğu kere yeni  davetin gerisinde gizli bir takım oyunların bulunduğunu sanır. Herşeyin içyüzünü  bilen büyük alimler olarak yeni davetin gerisindeki gizli güçleri sadece  kendilerinin anlayabileceğini zanneder batılın adamları:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Kâfir önderler</strong> (toplantıdan)<strong> çıktıktan sonra birbirlerine; &#8220;yürüyün ve ilahlarınıza  tapınmağa </strong>(kulluk etmeye)<strong> devamı edin,&#8221; dediler. Bu, hiç şüphesiz bizden  istenen bir şeydir.&#8221;</strong> <span style="color: #800000;">(Sad: 6)</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Yani davet olunan bu şey,  din değildir, inanç değildir, diyorlar. Bu, olsa olsa başka bir şeydir. Bu  davetin arkasında (gizli tutularak) istenen bir şey&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Halkın bunu erbabına  bırakması, tuzak ve gizli planları anlamada uzmanlaşan kimselere havale etmesi  gereken bir şey&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Halk, geleneksel işine ve  bilinen ilahlarına yönelsin de bu yeni planların içyüzüyle uğraşmasın&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Nasıl olsa bu işi bilen,  karşı durmasını beceren uzmanlar vardır&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Halk buna inansın&#8230;  Diyorlar.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Doğrusu müstekbirler  uyanıktır. Çıkarlarını, inançlarını ve düzmece ilahlarını korumasını  biliyorlar.</strong> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Bu, tağutların sık sık  başvurdukları geleneksel yöntemdir. Amaçları, halkın gerçekleri araştırmaması,  kamu işleriyle ilgilenmemesi ve önem arzeden gerçekleri düşünmeden yaşamasıdır. </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Çünkü kitlelerin  gerçeklerle yüz yüze gelmesi, tağutlar için de tehlikelidir. Müstekbirler için  de tehlikelidir. </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Kitleleri batıl  inançların batağına sürmekle yaşayabilen tağutlar, halkın bu batılları  Öğrenmesini elbette ki istemezler. </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Ama bastıkları yerin  sarsılmaya başladığını gördükleri zaman ise, yumuşama yoluna başvururlar.  Şiddetin kâr etmediğini gördükten sonraki bir yumuşama&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;</strong>(Firavn)<strong> etrafındaki ileri gelenlere; &#8220;Bu adam, hiç şüphesiz bilgin bir sihirbazdır.  Maksadı, yaptığı sihirle sizi yurdunuzdan çıkarmaktır. Söyleyin görüşünüz  nedir?&#8221;</strong><span style="color: #800000;"> (eş-Şuara: 35)</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bir tağut, ne zamandan beri  yardakçılarından görüş istemiş ki? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Kendisine secde edenlerin  görüşü!! </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Aslında bu, tağutların  geleneksel kaypaklığıdır. Ayakları altında ezdikleri halkın görüşü ha!! </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Tağutların keyfi  istibdatları altındaki insanların konuşmuş olmak için görüş bildirmesinden başka  bir şey mi ki bu?! </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Neden? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Çünkü durum, tehlikeli bir  hal almıştır. Bundan sonra mı? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Onlar gene aynı zorba, aynı  müstebid ve aynı zalimlerdir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Allah, Alemlerin Rabbidir.  Bu, başlı başına insanın kurtuluş ilanı demektir. Allah&#8217;tan başkasına kulluktan,  itaattan, bağlılıktan ve boyun eğmişlikten kurtuluş&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Beşeri kanunlardan  kurtuluş&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Beşerin heva &#8211; hevesinden  kurtuluş&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Beşerin geleneklerinden ve  egemenliğinden kurtuluş&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Allah, Alemlerin Rabbidir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Hem bu ilan, hem de  Allah&#8217;tan başkasına kulluk bir arada bulunamaz. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Hem bu ilan, hem de kendi  katından kanunlar çıkaranların iktidarı bir arada barınamaz. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Beşer yapısı kanunlara,  yani Allah&#8217;ın ki dışında bir rabliğe, boyun eğdikleri halde kendilerini müslüman  sanan kimseler, hayal dünyasında yaşamaktadırlar. Bir an için bile olsa müslüman  olduklarını sanmaları, sadece bir vehimdir. Hakimleri Allah&#8217;tan başkasıyken,  kanunları Allah&#8217;ın şeriati değilken bir an için bile olsa Allah&#8217;ın dininden  olamazlar. Onlar, olsa olsa kendilerine hükmedenin dinindendirler&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Allah&#8217;ın değil, kralın  dinindendirler.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Tağut, bu davanın kendisi  için tehlikeli olduğunu elbette ki, bilmektedir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Arap insanı, Hz. Peygamber  (s.a.s)&#8217;in halkı <strong>&#8220;La ilahe illallah, Muhammedun Resulullah </strong>(</span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Allah&#8217;dan başka  ibadete layık ilah yoktur ve Muhammed (s.a.v) Allah&#8217;ın Kulu ve  Rasulüdür.)</span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong> &#8220;</strong> şahidliğine davet ettiğini işitince fıtrî anlayış ve zekasıyla: </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Bu, kralların  hoşlanmadığı bir iştir&#8221; </strong>demiştir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Başka bir Arap insanı da  gene aynı fıtrat ve zekayla:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Öyleyse Arap olan da  olmayan da seninle savaşacaktır&#8221;</strong> demiştir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Hiç kuşkusuz bu her iki  Arap insanı da kendi dilinin muhtevasını biliyordu. Şehadet kelimelerinin Arap  olsun olmasın Allah&#8217;ın şeriatiyle hükmetmeyen kimselere karşı bir inkılâb  olduğunu biliyordu. Arap insanı, bu kelimelerin ciddiyetini hiç kuşkusuz  biliyordu. Çünkü onlar, dillerinin ifade ettiği manaları çok iyi anlıyorlardı. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Şurası kesindir ki, şehadet  kelimesiyle Allah&#8217;ın şeriatı dışındaki hükmün, yani Allahla beraber başka  ilahların bir kalbde veya bir yerde aynı anda barınamayacağını her Arap  biliyordu. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Yani onlar, şehadet  kelimelerini, bugün kendisine <strong>&#8220;müslümanım&#8221; </strong>diyen kimselerin şu bozuk ve  niteliksiz anlayışları gibi anlamıyorlardı.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İnsanların Allah&#8217;tan  başkasına tapınması, gönüllerde zillet doğuran hayatı da zulüm ve azgınlığa  veren bir şeydir. Oysa ki Yüce Allah insanların başı dik olmasını hayatın da hak  ve adaletle geçmesini dilemiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Çünkü insanların emeği,  yeryüzü rablerinin ilahlaştırılması uğrunda boşu boşuna harcanıp gidiyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bir kere sahte ilahlar,  yanlarından sazı, cazı, davul ve borazanları eksik etmezler. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Küçüklüklerini, bayağılık  ve zavallılıklarını etraflarındaki borazanlarla kapatmak istiyorlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Gerçek rablermiş gibi  kendilerini göstermek istiyorlar. İnsanları bu iş için kullanıyorlar. Bu zavallı  ve sıradan yaratıkların gerçek rab olmaları mümkün olmadığı için etraflarındaki  insanlar hep yorgun &#8211; argın kalıyorlar. Sürekli tasaların içindedirler. Çünkü  gece &#8211; gündüz borazanlık yapıyorlar, işleri &#8211; güçleri tağutların üzerine dikkat  çekmektir. Tağutu büyütmek için övgüler düzüyor, destanlar üretiyor, borazanlık  yapıyor, def ve zurnalar çalıyorlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Böylece bunca insan emeği  boşuna akıp gidiyor. Hayat için gerekli olan verimli bir üretim gücü olacağına,  böylesine güdük, hayırsız ve tasa dolu bir uğraş içinde eriyip  tükeniyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Yüce Allah, hiç şüphesiz  yarattığı insanın karakterini ve gücünün sınırlarını da bilmektedir. Tüm  insanlık için gönderdiği dinde herkese kolaylık sağlayacak kurallar koymuştur.  Eğer işlere ciddiyetle sarılmak varsa, fıtrat bozulmamışsa ve kul itaat etmeye  niyet etmişse, üstesinden gelemeyeceği görev kalmaz. Sapıtmadan ve horlanmadan  görevini yapar. Bu hakikati kavramanın büyük ve kendisine has bir önemi vardır.  Tağutların yönlendirdiği yıkıcı propagandalar karşısında bu hakikatin iyice  bilinmesi gerekiyor. Çünkü tağutlar durmadan çöküşe, hayvanlaşmaya ve çamurda  boğuşmaya yöneltirler. Tıpkı solucanların yaşadığı bir hayat gibi&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Çünkü tağutlara göre bu,  insan realitesinin bir gereğidir. İnsanın tabiat ve fıtratı böyledir.  Yetenekleri bu kadardır. Din ise, ideler aleminin bir davasıdır. Dünyada bir  varlık oluşturmak için gelmemiştir. Dinin her emri yerine getirilmeye  kalkışılırsa bunu bin kişi bir araya gelse bile başaramaz. Ama bu iddiaların  tümü yalandır. İkincisi aldatmacadır. Üçüncüsü olarak da cahilce  sözlerdir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Çünkü bu tağutlar, insanı  anlayamaz. Kendisini var eden ve bu dinin kurallarıyla yükümlü tutan yaratıcısı  kadar &#8211; mümkün değil &#8211; bilemez. Çünkü bilen O&#8217;dur. Noksanlıklardan münezzeh olan  Allah; bu dinin normal bir insanın gücü dahilinde olduğunu bilmektedir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Sonra bu din seçkin ve dahi  azınlıklar için gönderilmemiştir. Bu din, &#8211; sıradan bir insan için bile &#8211; bir  azim, bir samimi niyet ve bir başlangıç noktasıdır sadece. Eğer bunlar varsa,  Allah&#8217;ın, amil kimseler için hazırladığı nimetler de vardır:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"> <strong>&#8220;Eğer onlar,  öğütlendikleri şeyleri yapsalar, hiç şüphesiz kendileri için daha iyi ve daha  sarsılmazca olur. O takdirde de onlara kendi katımızdan büyük bir mükafat  veririz. Ve onları dosdoğru bir yola koruz.&#8221;</strong> <span style="color: #800000;">(en-Nisa:  66-68)</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Başlangıç yapıldı mı, bunu  hiç şüphesiz Yüce Allah&#8217;ın yardımı izler. Bunu da yola devam etme kararlılığını,  daha sonra büyük mükafat ve en son da dosdoğru bir yola girme takip eder. Allah,  elbette ki doğruyu söylemiştir. </span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/din-ve-tagut-seyyid-kutub.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Din Kavramı Seyyid Kutup</title>
		<link>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/din-kavrami-seyyid-kutup.html</link>
		<comments>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/din-kavrami-seyyid-kutup.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 07:06:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[din Kavramı]]></category>
		<category><![CDATA[Fi zilalil Kuran din kavramı]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamigenclik.com/?p=34</guid>
		<description><![CDATA[









Şirk veya İslâm&#8217;ın  niteliklerini belirleme açısından, bu dinin şeriatiyle itikadı arasında hiç bir  fark yoktur. Hatta bu anlamda şeriat, itikattan bir parçadır. Daha kısa  ifadesiyle şeriat, itikat demektir. Çünkü şeriat, itikadın pratikteki  tercümesidir. Bu gerçek Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de böylece tecelli etmiştir. 
Gerçek şu ki, &#8220;din  kavramı&#8221;, bu dinden kimselerin gönlünden uzaklaşmış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table id="AutoNumber7" border="0" cellspacing="1" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#d2ffd2" bordercolor="#000000"><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong><br />
</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#f0ffd2" bordercolor="#000000"></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" width="100%" bgcolor="#f0f0a0" bordercolor="#000000"><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Şirk veya İslâm&#8217;ın  niteliklerini belirleme açısından, bu dinin şeriatiyle itikadı arasında hiç bir  fark yoktur. Hatta bu anlamda şeriat, itikattan bir parçadır. Daha kısa  ifadesiyle şeriat, itikat demektir. Çünkü şeriat, itikadın pratikteki  tercümesidir. Bu gerçek Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de böylece tecelli etmiştir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Gerçek şu ki,<strong> &#8220;din  kavramı&#8221;</strong>, bu dinden kimselerin gönlünden uzaklaşmış bulunmaktadı</span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">r. Düzenli  olarak gerçekleşen bu kopuş, çirkin ve barbarca pek çok yöntemin kullanıldığı  uzun çağların ürünüdür. </span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong><span id="more-34"></span></strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bugün <strong>&#8220;hakimiyet&#8221;</strong> sorunu &#8211; bırak bu dine hiç bir değer vermeyen sapıtmış düşmanları &#8211; bizzat  İslâm&#8217;ı savunan kimseler tarafından bile itikattan ayırdedilmiştir. Akideden  ayrı bir şey olarak düşünülmektedir. Hakimiyete, akideye duydukları ölçüde ilgi  duymayan bu insanlar, hakimiyeti tanımamayı, dinden çıkış saymamaktadırlar.  Oysaki bir itikat veya ibadeti tanımayan kimseleri din dışı sayanlar da aynı  kimselerdir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Gerçekte bu din; itikat,  ibadet ve şeriati birbirinden ayırmayı reddetmektedir.</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Eğitilmiş odakların çağlar  boyu süren çalışmaları sonunda <strong>&#8220;hakimiyet&#8221;</strong> sorunu, ne olduğu belirsiz bir  biçime girmiştir. Bu dinin en yaman savunucuları bilinen kimselerin bile  kabullendikleri bir biçime&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Oysa ki bu sorun, Kur&#8217;an&#8217;ın  pek çok ayetiyle üzerinde durduğu sorundur&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bir putpereste hiç bir  sakınca görmeden <strong>&#8220;müşrik&#8221;</strong> diyenler, tağutun hükmüne başvuran kimseye  <strong>&#8220;müşrik&#8221;</strong> diye hüküm vermekten sakınca duyuyorlarsa Kur&#8217;an okumuyorlar ve  bu dinin özelliğini bilmiyorlar, demektir, öyleyse bu kimseler Kur&#8217;an&#8217;ın tümünü  okusun ve; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Onlara uydunuz mu,  muhakkak ki müşriklersiniz.&#8221; </strong><span style="color: #800000;">(el-En&#8217;am: 121)</span> ayetini enine boyuna düşünsünler. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İslâm&#8217;ı savunan bazı  gayretkeşler &#8211; farkında olmadan &#8211; bu dine eziyet veriyorlar aslında. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bundan da öte, bu türden  anlamsız çabalarıyla İslâm&#8217;a büyük bir zarar veriyorlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Çünkü insanların kalbinde  artakalan inanç enerjisini boşa harcayan bu kimseler, bu cahili şartlara zımnen  de olsa şahidlik ediyorlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Yani <strong>&#8220;bu cahili  şartlarda da din vardır&#8221;</strong> diye bir şahidlik&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Sanki bazı terslikleri  gidermekten başka, dinî bir eksik yokmuş gibi&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Oysa ki, bu cahili toplumda  din, temelinden hayat dışı bırakılmıştır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Çünkü hakimiyetin &#8211;  kullara değil &#8211; sadece Allah&#8217;a ait olduğu toplumsal düzen ve şartlarda yaşamayan  din, temelinden kaldırılmış demektir.</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Bu dinin varlığı,  Allah&#8217;ın hakimiyetinin varlığı demektir. </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Bu temel bulunmadı mı,  din de var olmaz. </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Günümüzde bu dinin  yeryüzündeki problemi, Allah&#8217; in ilâhlığına göz dikip egemenliğini gasbettikten  sonra kendi kendine yasama hakkını tanıyan; mal, evlad ve canlar hakkında  mubahlar ve yasaklar koyan tağutların varlığıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Kur&#8217;an&#8217;ın tanım, açıklama  ve etkileme yönleriyle bunca üzerinde durduğu, ilahlık ve kulluk sorununa  bağladığı, iman veya küfre, cahiliyye veya İslâm&#8217;a dayanak ve ölçü kıldığı asıl  problem işte budur.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İslâm&#8217;ın içine girdiği  <strong>&#8220;varoluş&#8221;</strong> savaşı, sadece dinsizliğe karşı açılan bir savaş değildir.  Öyleyse maksat, gayretkeş kimselerin mücadelesini verdiği mücerred bir dindarlık  meselesi değildir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Gene bu dinin savaşı,  toplumsal veya ahlaki fesada karşı yapılan bir savaş da değildir. Çünkü bunlar,  varoluş savaşının geri planlardaki parçalarıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İslâm&#8217;ın varoluş için  sürdürdüğü asıl savaş, hakimiyet savaşıdır. Kimin hakim olacağı savaşıdır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bu dinin Mekke&#8217;deyken  sürdürdüğü savaş buydu. Nizam ve kanunları koymakla ilgilenmeden sadece akideyi  inşa etme savaşıydı bu. Akidenin gönüllerde kök salması savaşıydı bu. Çünkü şu  hususun gönüllerde iyice yer etmesi gerekiyordu. Hakimiyet, bir tek Allah&#8217;a  mahsustur. Hiç bir müslüman bunu kendisine iddia edemez. Hiç bir müslüman bu  iddiada bulunanlara izin veremez. Bu inancın Medine&#8217;deki pratik uygulamasına,  Mekke&#8217;deki bir avuç müslümanın gönlünde kök salmasından sonra  geçilebilmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Öyleyse bu dini savunan  kimseler, gerçek din kavramını anladıktan sonra hem üzerinde bulundukları  konumu, hem de bu konumun ne olması gerektiğini anlamak zorundadırlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Din kavramı, öylesine  bir karmaşaya girmiş ki, müslümanlardan pek çok kimse dinden çıktıklarını fark  bile edememektedir:</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;&#8230; Bu, onları helaka  uğratmak ve dinlerini karmakarışık bir hale getirmek içindi.&#8221;</strong> <span style="color: #800000;">(el-En&#8217;am: 137)</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Evet, bu dinden kopuş da  böyle gerçekleşmiştir. Din, karmakarışık ve belirsiz bir hale girmiştir. Çünkü  insanların belirgin ve net bir dini düşüncesi kalmamıştır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Halk kitlelerini ezici  baskısı altında tutan bu belirsiz ve kapalı düşüncelerden doğan toplumsal  gelenek; klasik cahiliyenin tanıdığı biçimleri bile geri plana itmiştir. Bu  toplumsal geleneği, bugünkü modern cahiliyede en açık yönleriyle  izleyebiliyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İnsanların hayatını, tüm  kaçış yollarını tıkamak suretiyle amansız bir zora koşan şu adet ve  geleneklerden söz ediyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">İnsanları kendisine esir  eden, zaman zaman güç yetirilmez mali harcamalara sokan, yaşam ve vakitlerini  tüketen, en son da ahlak ve hayatlarını bozan merasim ve giysiler; her şeye  rağmen boyun eğilen birer gelenek haline gelmişlerdir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Sabah, öğlen sonrası ve  akşam giysileri ayrı ayrıdır. Kısacık, daracık ve gülünç bir sürü giysi&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Alçaltıcı incelik türünden  çeşit çeşit süs, güzellik ve saç tarayış biçimleri&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Kimdir bunları imal eden? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Kimdir tüm bunların perde  gerisindekiler?&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Modaevleri, üretim  şirketleri, sermaye kurumları ve banka sermayedarlarından başkası mı? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bu sanayi kollarına mal  verip insanların emeğini sömüren faizcilerden başkası mı? </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Tüm insanlığı kendilerine  kukla etmeyi planlayan yahudilerdir, her şeyi perde gerisinden  yöneten&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Sonra bu alanlarda  <strong>&#8220;toplumsal örf </strong>(moda)<strong>&#8221; </strong>adıyla boyutlarını çizip icat ettikleri  teori ve kültürel anlayışlarla halkı baskı altında tutan yahudiler, silahlı güç  ve asker kullanmaya bile gerek görmüyorlar. İktidar mekanizması ve toplumsal  şartları etkilemeyen teorilerin yetersiz kalacağını bildikleri içindir ki moda  anlayışını harekete geçiriyorlar. Doğrusu şeytanların; insan ve cin  şeytanlarının işidir bu&#8230; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Görünüş ve şekil açısından  farklı; ama kökü, kaynağı ve temel dayanakları açısından eski cahiliyyeye tıpa  tıp benzeyen bir cahiliye&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Biz, hiç kuşkusuz Kur&#8217;an&#8217;ın  değerini bilmiyoruz. Kur&#8217;an okuduğumuz zaman sadece geçmişte kalan  cahiliyyelerden sözettiğini sanıyoruz. Ama gerçekte o, tüm hayat çağlarında  bulunabilen cahiliyeleri anlatmaktadır. Bozulmaya yüz tutmuş pratik hayatı,  Allah&#8217;ın dosdoğru yoluna koyma gereğini dile getirmektedir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Çağımız modern  cahiliyesindeki tağutların büyük kesimi, &#8211; komünistlerin yaptığı gibi övüne  övüne &#8211; Allah&#8217;ın varlığını reddedip dini de kökünden inkar etmemektedirler. Bunu  yapamadıkları için de bir takım düzenbazca ve hileli yöntemlere başvuruyorlar.  Koydukları kanunların İslâmi bir temele dayandığını iddia edip bu dine saygı (!)  duyduklarını söylüyorlar. Gerçekte bu, dinsiz komünistlerin yönteminden çok daha  iğrenç ve çok daha bayağı bir taktiktir. Çünkü gönüllerin derinliklerinden henüz  çıkmamış &#8211; İslâm dışı olsa bile &#8211; belirsiz dinî duyguları bile uyuşturuyor bu  tağutlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bununla beraber İslâm,  karmaşık ve belirsiz dini duygular değil, apaçık, pratik ve gerçekçi bir  nizamdır. İnsanın fıtratında var olan din güdüsünü, İslâm&#8217;dan kopuk cahili  kalıplara dökmek, düzenbazlığın en bayağısı ve yöntemlerin en çirkinidir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Tüm bunlar olup biterken  İslâm&#8217;ı savunan kimseler de geliyor, dinimizin gerçekleri yanında anmaya değer  bir özelliği bulunmayan ufak tefek kötülüklerin reddinde güçlerini harcıyorlar.  Üstelik Allah&#8217;ın hem egemenlik, hem de ilahlığını gasbeden müşrik cahiliyye  şartlarını hiç bir değişikliğe uğratmadan bunu yapıyorlar. Müşrik cahiliyye  hayatına İslâm damgasını vurmalarının nedeni, işte bu aptalca gayretleridir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Şu ufak tefek  aykırılıklarına rağmen dini bir temele dayandığına&#8221;</strong> dair cahiliyye sistemine  zımmen de olsa tehlikeli bir şahidlik yapmak da bu gayretin sonucudur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bu konuyu hiç ihmal etmeden  düşünmek zorundayız. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Çünkü İslâm&#8217;ı, temel  kavramlarından uzaklaştırmaya yönelik şeytani çabalar, -maalesef &#8211; meyvelerini  vermiştir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bir itikadî konu olmaktan  çıkarılan hakimiyet meselesi, düşünce planında bile akideden ayrılmıştır.  Hakimiyetten ve hakimiyetin İslâm inancındaki yerinden hiç söz etmeyen bazı  gayretkeş (sözde) müslümanların, alamet türü bir ibadeti anlatırken, ahlâkî bir  çöküşü kınarken veya aykırı bir yasayı eleştirirken görüyorsak, nedeni budur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Kıyıda köşede kalmış  münkerleri reddeden bu kimseler, en büyük münker olan tevhid dışı hayatı; yani  hakimiyyet hakkını tamamen Allah&#8217;a vermeyen bir düzeni red etmiyorlarsa bu  yüzdendir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Oysa ki Yüce Allah, her  tavsiyeden önce Allah&#8217;a hiç bir şeyin ortak, koşulmamasını insanlara  emretmiştir. Çünkü temel ilke budur. </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bireyi sağduyusuyla;  cemaati her zaman başvurabileceği ölçü ve insan hayatına hükmeden değişmez değer  yargısıyla Allah&#8217;a bağlayan temel ilkedir bu. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bu temel kurulmadıkça  şehvet ve arzu rüzgarları esmeye devam edecektir. Şehvet ve arzulara göre  seyreden beşeri kanaatlar devam edecektir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bundan dolayı müslümanın  İslâm dışı her inanca karşı takınacağı ilk tavır; ilk andan itibaren red ve  ayrılış olmalıdır. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Hakimiyet hakkını Allah&#8217;a  ait kılmayan kanun, sosyal düzen ve yönetimleri kabullenip İslâmla aralarında  küçük-büyük bir benzerlik veya aykırılık aramadan önce ilk andan itibaren red ve  uzaklaşma tavrını takınmak zorundadır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>Bilinmelidir ki,  beşerden kanun alıp ona itaat eden herkes, aynı zamanda ona tapınmış / </strong></span><strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">ibadet  etmiş</span></strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong> de  demektir. </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Bu, Hz. Peygamber&#8217;in yahudi  ve hiristiyanlar hakkındaki; </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><strong>&#8220;Onlar, Allah&#8217;ı bırakıp  bilginlerini, rahiplerini ve Meryem oğlu İsa&#8217;yı rabler edindiler.&#8221;</strong> <span style="color: #800000;">(et-Tevbe: 31)</span> ayetine getirdiği tefsirdir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Henüz hıristiyan olup da  müslüman olmağa gelen <strong>Adiy b. Hatem</strong> bunu işitince:</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">-  &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü,  hiristiyanlar onlara tapınmıyorlar / </span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">ibadet etmiyorlar</span><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"> ki&#8221;, dedi. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">Ama Hz. Peygamber (s.a.s.)  :</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">- <span style="color: #3333cc;"><strong> &#8220;Hayır, tapınıyorlar / ibadet ediyorlar. Çünkü onlar,  kendilerine haramı helal, helali de haram kılan </strong>(rahiplerine)<strong> uyuyorlar.  İşte bu da onlara tapınmalarıdır / </strong></span></span><strong><span style="font-family: Arial; color: #3333cc; font-size: medium;">ibadet  etmeleridir</span></strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;"><span style="color: #3333cc;"><strong>.&#8221;</strong></span><strong> </strong></span><span style="font-family: Arial; color: #800000; font-size: medium;">(Tirmizi &#8211; Sünen 5/278)</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/din-kavrami-seyyid-kutup.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Din Kelimesinin Muhtevası Seyyid Kutub</title>
		<link>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/din-kelimesinin-muhtevasi-seyyid-kutub.html</link>
		<comments>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/din-kelimesinin-muhtevasi-seyyid-kutub.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 07:01:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[dinin açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[dinin muhtevası]]></category>
		<category><![CDATA[seyyid kutub din açıklaması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamigenclik.com/?p=31</guid>
		<description><![CDATA[Din Kelimesinin Muhtevası
Yüce Allah&#8217;ın, rıza ve dileği dairesinde tanımını yaptığı &#8220;din&#8221; Allah&#8217;a ilişkin her tür inanç, demek değildir.
Din, Allah&#8217;a ilişkin değişik inanç biçimlerinden sadece biridir.
Bu da kesin ve net olan &#8220;mutlak tevhid (ortaksız birleme)&#8221; biçimidir. Yani insanın, yapacağı ibadetle Allah&#8217;ın İlahlığını birlemesidir. Tıpkı kainattaki diğer yaratıklar gibi&#8230;
Gene din, Allah&#8217;ın beşer ve tüm kainat üzerindeki sürekli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Din Kelimesinin Muhtevası</p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın, rıza ve dileği dairesinde tanımını yaptığı &#8220;din&#8221; Allah&#8217;a ilişkin her tür inanç, demek değildir.</p>
<p>Din, Allah&#8217;a ilişkin değişik inanç biçimlerinden sadece biridir.</p>
<p>Bu da kesin ve net olan &#8220;mutlak tevhid (ortaksız birleme)&#8221; biçimidir. Yani insanın, yapacağı ibadetle Allah&#8217;ın İlahlığını birlemesidir. Tıpkı kainattaki diğer yaratıklar gibi&#8230;<span id="more-31"></span></p>
<p>Gene din, Allah&#8217;ın beşer ve tüm kainat üzerindeki sürekli egemenliğini birlemektir. Bu da, her şeyin sadece Allah&#8217;la kaim olması demektir. Allah&#8217;tan başkasının değişmez ve sabit varlığının bulunmaması demektir. İşte bundan dolayı Allah&#8217;ın, kullarından kabul ettiği tek din İslâm&#8217;dır.</p>
<p>&#8220;Allah katında din, sadece İslâm&#8217;dır.&#8221; (Al-i İmran: 19)</p>
<p>Demek ki, din, sadece İslâm&#8217;dır.</p>
<p>Bu durumda din, İlâhî egemenliğe mutlak teslimiyetten ibarettir. Hayatın her şeyi için sadece bu kaynaktan bilgi almak ve bu kaynağın yapısı olan Allah&#8217;ın Kitabını hakem kılmaktır.</p>
<p>Öyleyse din, soyut bir dava, belirsiz bir bayrak ve sadece dille söylenen bir kelime değildir. Kalbin hareketsizce barındırdığı bir düşünceden veya kişilerin namaz hac ve oruç gibi vesilelerle yerine getirdikleri alâmet türünden ibadetler de demek değildir. Hayır!..</p>
<p>Bu, Allah&#8217;ın insanlardan din diye sadece kendisine teslim olmalarını dilediği İslâm değildir. Çünkü İslâm, teslimiyet demektir.</p>
<p>İslâm, itaat ve bağlılıktır. İslâm, kulların işinde Allah&#8217;ın hakem kılınmasıdır.</p>
<p>&#8220;Din&#8221; kelimesinin muhtevası, en duyarlı biçimiyle aşağıdaki ayeti kerimede belirlenmiştir.</p>
<p>&#8220;İşte bu planı Yusuf&#8217;a biz öğrettik. Çünkü o, kralın dinine göre kardeşini alıkoyamazdı.&#8221; (Yusuf:76)</p>
<p>Yani kralın kanun ve nizamına göre&#8230;</p>
<p>Görülüyor ki, Kur&#8217;an-ı Kerim, kanun ve nizamdan &#8220;din&#8221; diye söz etmektedir.</p>
<p>İşte yirminci yüzyıl cahiliyesinde tüm insanlardan gizli kalan apaçık Kur&#8217;anî muhteva budur.</p>
<p>Hem kendisine &#8220;müslüman&#8221; adını takan kimselerin, hem de diğer cahillerin bilmediği bir muhtevadır bu.</p>
<p>Çünkü dini, inanç ve alâmet türü ibadetlerden ibaret gören bu insanlara göre, Allah&#8217;ın vahdaniyetine, peygamberlerine, meleklerine, kitaplarına, ahiret gününe, kaderin hayr ve şerrine inanan bir kimse, Allah&#8217;ı bırakıp itaat; bağlılık ve hakimiyet hakkı açısından ayrı ayrı rablere tedeyyün etse (boyun eğip, itaat etse) bile Allah&#8217;ın dinindendir.</p>
<p>Oysa bu ayete göre &#8220;kralın dini&#8221; demek, kralın kanun ve nizamı demektir. Öyleyse &#8220;Allah&#8217;ın dini&#8221; de, Allah&#8217;ın kanun ve nizamı demektir&#8230;</p>
<p>Ne var ki asıl muhtevası sönükleşip donuklaşan &#8220;Allah&#8217;ın dini&#8221;, cahiliye kitlelerinin nazarında inanç ve alamet türü ibadetlerden başka bir şey ifade etmemektedir. Ama Hz. Âdem, ve Hz. Nuh&#8217;tan, Hz. Muhammed (s.a.s.)&#8217;e değin gelen Allah&#8217; in dinine göre gerçek böyle değildir.</p>
<p>Çünkü tevhid tarihî boyunca dinin değişmez anlamı; sadece Allah&#8217;a tedeyyün (boyun eğip, itaat) etmek, başkasının koyduğu kanunları reddetmek, ilâhlığı göklerde olduğu gibi yerde de Allah&#8217;a tahsis etmek ve sadece O&#8217;nun insanlara rablığını kabullenmektir.</p>
<p>Yani sadece Allah&#8217;ın, şeriatinin egemenliğini ve emrinin hakimiyetini tanımaktır.</p>
<p>İşte &#8220;Allah&#8217;ın dininden&#8221; olanlarla &#8220;kralın dininden&#8221; olanların ayrılış noktası da budur. Çünkü:</p>
<p>- birinciler sadece Allah&#8217;ın nizam ve kanununu din bilirler.</p>
<p>- Diğerleri ise kralın nizam ve kanununu din diye tanırlar veya Allah&#8217;a sadece inanç ve alâmet türü ibadetlerde, başkasına da nizam ve kanunlar konusunda tedeyyün (boyun eğip, itaat) ederek şirke düşerler.</p>
<p>Din konusunda besbelli olan gerçek budur. İslâm akidesinin apaçık gereği de budur.</p>
<p>Halka acıma iddiasında olan kimi insanlar ise bu cehalete mazeret bulma peşindedirler. Sözde onlar &#8220;Allah&#8217;ın dini&#8221; kelimesinin gerçek muhtevasını bilmedikleri için ilahi kanunu hakem kılmıyorlar.</p>
<p>Şeriati &#8220;din&#8221; olarak bilmedikleri için direnmiyorlar. Sanki dinin gerçek muhtevasını bilmemeleri, kendilerinin cahil müşrikler olmalarına mazeret teşkil edecekmiş türünden bir iddia&#8230;</p>
<p>Sonra ben, bu dinin gerçek anlamını esasından bilmeyen kimselerin bu dinden olabileceklerini düşünemiyorum. Aslında bir gerçeğe inanmak, o gerçeği tanımanın bir parçasıdır. Buna göre eğer halk bir inancın hakikatini bilmiyorsa nasıl olur da onu benimsemiş olabilir?</p>
<p>Muhtevasını temelinden bilmedikleri halde nasıl olur da bu dinden sanılabilirler?</p>
<p>Bu bilmezlik, olur ki onları Ahiret hesabından kurtarır. Yahut azaplarının hafiflemesine neden olabilir. Bu durumda onların günah ve kusurları; kendilerine bu dinin hakikatini öğretmeyen âlim kimselerin boynuna atılabilir. Ama bu da, tamamen Allah&#8217;a kalmış gaybani bir meseledir.</p>
<p>Cahiliye halkının uhrevi cezası konusundaki tartışma genel bir şeydir. Bunda büyütülecek bir şey de yoktur. Sonra bu konu, yeryüzünde İslâm davetini yapan biz insanları da ilgilendirmemektedir.</p>
<p>Bizi ilgilendiren asıl mesele, bugün için insanların üzerinde bulunduğu dinin gerçeğini tanımlamaktır. Ve bu din de kesinlikle Allah&#8217;ın dini değildir. Çünkü Allah&#8217;ın dini, apaçık Kur&#8217;an ayetlerinin de ifade ettiği gibi Allah&#8217;ın nizam ve kanunlarıdır.</p>
<p>- Kim Allah&#8217;ın nizamı ve şeriati üzereyse o, Allah&#8217;ın dinindendir.</p>
<p>- Kim de kralın nizam ve şeriati üzereyse o da kralın dinindendir.</p>
<p>Bunda hiç bir tartışma yoktur.</p>
<p>Dinin anlamını bilmeyen kimselerin, bu dine inanmış olmaları mümkün değildir. Çünkü buradaki cehalet, dinin temel hakikatıyla (aslıyla) ilgilidir. Bu dinin temel hakikatini bilmeyen bir kimsenin, aklen de, vak&#8217;a olarak da bu dine inanmış olması imkansızdır. Çünkü inanç; kavrayış ve bilginin bir dalıdır. Bu apaçıktır.</p>
<p>Bizim için en iyisi, Allah&#8217;ın dininde olmayan kimseleri çeşitli mazeretlerle savunup, dinin muhteva ve boyutlarını tanımlayan Allah&#8217;tan daha acımalı olma çabasını bırakarak, insanlara &#8220;Allah&#8217;ın dinini&#8221; gerçek muhtevasıyla tanıtmaya başlamaktır. Ki bundan sonra onlar da bu dine ya girsin, ya da reddetsinler&#8230;</p>
<p>Evet hem bizim, hem de insanlar için en iyisi budur.</p>
<p>Bizim için en iyisidir; çünkü cehaletleri yüzünden bu dini hakikatte benimsemeyen bu bilmez kimselerin vebalinden kurtuluruz. İnsanlar için en iyisi budur.</p>
<p>Çünkü onları &#8220;Allah&#8217;ın değil, kralın dini üzerinde bulunduklarına&#8221; ilişkin somut gerçekle karşı karşıya getirmek lazımdır. Çünkü İslâm&#8217;dan habersiz olarak benimsedikleri &#8220;kralın dinini&#8221; bırakıp &#8220;Allah&#8217;ın dinini&#8221; kabullenmeye yönelik bir harekete geçmeleri böylece mümkündür.</p>
<p>Allah&#8217;ın dini davetçilerinin her zaman ve her yerde yapmaları gereken de budur. Çünkü tüm peygamberlerin de yaptığı buydu.</p>
<p>Hiç şüphesiz, İslâm Dini, beşerin arzularını değil, Allah&#8217;ın şeriatını insanlara hakim kılar. Mesele de böylece netliğe kavuşur.</p>
<p>- Yani ya Allah&#8217;ın şeriatı,</p>
<p>- ya da bilmezlerin arzuları.</p>
<p>Üçüncü bir varsayım yok.</p>
<p>Gerçekte şeriat ile kaypak arzuları birleştiren bir orta yol da yok.</p>
<p>Allah&#8217;ın şeriatını bırakan kimse, meydanı arzuların hakimiyetine bırakmış demektir. Allah&#8217;ın şeriati dışında kalan her şey, bilmez kimselerin sarıldığı heveslerden başka bir şey değildir:</p>
<p>&#8220;Sonra biz seni, dinde bir şeriat sahibi kıldık. Ona uy. Bilmezlerin heva &#8211; heveslerine sakın uyma!&#8221; (el-Casiye: 17)</p>
<p>Demek ki, ilâhî şeriat, uymayı hakkeden biricik kanundur. Onun dışında kalan her şey, cehaletten kaynaklanan heva-heveslerdir.</p>
<p>Davetçi kimsenin görevi, tüm heva-hevesleri bırakıp sadece bu şeriate uymaktır. Heva-heveslere azıcık bile sapmadan şeriatı yaşamaktır.</p>
<p>Sonra heva perestlerin anti şeriatçi bir cephede birleşmeleri muhakkaktır. Bundan dolayı şeriat davetçisi, bunların kimisinden kendisine yardım bekleyemez. Ya da onları birbirine bağlayan hevaperestliğe bir umut bağlayamaz.</p>
<p>Bu din, ciddiyetle çalışma dinidir.</p>
<p>Hayata hükmetmek için gelmiştir. İnsanları, Allah&#8217;ın egemenliğini gasbetmiş kimselerden kurtarıp, sadece Allah&#8217;a kul etmek için gelmiştir. Her şeyin &#8211; başka birinin değil &#8211; Allah&#8217;ın şeriatine dönmesi, ancak böylece gerçekleşir.</p>
<p>Evet bu şeriat, hayatın tümüne egemen olmak, insanın günlük ihtiyaç ve sorunlarını Allah&#8217;ın hükümleriyle gidermek, Allah&#8217;ın hükmünü her vak&#8217;aya hacmine biçimine ve konumuna göre uygulamak için gelmiştir.</p>
<p>Yoksa bu din, soyut bir biçim veya alamet türü bir ibadet olmak için gelmemiştir. Hayatın gerçeklerinden kopuk, teorik incelemelere kalmış bir şeriat olmak için de gelmemiştir, İslâm, ne sözde kalan bir kelime, ne de pratiksiz bir dua ve ibaredir&#8230;</p>
<p>İslâm, dört başı mamur bir hayat sistemidir. Zorluk ve engelleri olan bir sistem&#8230;</p>
<p>O, hayat düzenini tevhid kelimeleri üzerinde kuran bir sistemdir.</p>
<p>Bunun da yolu, insanların Hak Rablerinin ubudiyyetine dönüşüdür. Toplumun İlâhî hakimiyet ve şeriate dönüşüdür.</p>
<p>Allah&#8217;ın ilahlık ve egemenliğine saldıran tağutların, azgınlık ve hak saldırganlığının önlenmesidir.</p>
<p>Hak ve adaleti tüm insanlara dağıtmaktır. Halkın arasında sabit ölçülü adaleti ikame etmektir.<br />
1 &#8211; Din Kelimesinin Muhtevası</p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın, rıza ve dileği dairesinde tanımını yaptığı &#8220;din&#8221; Allah&#8217;a ilişkin her tür inanç, demek değildir.</p>
<p>Din, Allah&#8217;a ilişkin değişik inanç biçimlerinden sadece biridir.</p>
<p>Bu da kesin ve net olan &#8220;mutlak tevhid (ortaksız birleme)&#8221; biçimidir. Yani insanın, yapacağı ibadetle Allah&#8217;ın İlahlığını birlemesidir. Tıpkı kainattaki diğer yaratıklar gibi&#8230;</p>
<p>Gene din, Allah&#8217;ın beşer ve tüm kainat üzerindeki sürekli egemenliğini birlemektir. Bu da, her şeyin sadece Allah&#8217;la kaim olması demektir. Allah&#8217;tan başkasının değişmez ve sabit varlığının bulunmaması demektir. İşte bundan dolayı Allah&#8217;ın, kullarından kabul ettiği tek din İslâm&#8217;dır.</p>
<p>&#8220;Allah katında din, sadece İslâm&#8217;dır.&#8221; (Al-i İmran: 19)</p>
<p>Demek ki, din, sadece İslâm&#8217;dır.</p>
<p>Bu durumda din, İlâhî egemenliğe mutlak teslimiyetten ibarettir. Hayatın her şeyi için sadece bu kaynaktan bilgi almak ve bu kaynağın yapısı olan Allah&#8217;ın Kitabını hakem kılmaktır.</p>
<p>Öyleyse din, soyut bir dava, belirsiz bir bayrak ve sadece dille söylenen bir kelime değildir. Kalbin hareketsizce barındırdığı bir düşünceden veya kişilerin namaz hac ve oruç gibi vesilelerle yerine getirdikleri alâmet türünden ibadetler de demek değildir. Hayır!..</p>
<p>Bu, Allah&#8217;ın insanlardan din diye sadece kendisine teslim olmalarını dilediği İslâm değildir. Çünkü İslâm, teslimiyet demektir.</p>
<p>İslâm, itaat ve bağlılıktır. İslâm, kulların işinde Allah&#8217;ın hakem kılınmasıdır.</p>
<p>&#8220;Din&#8221; kelimesinin muhtevası, en duyarlı biçimiyle aşağıdaki ayeti kerimede belirlenmiştir.</p>
<p>&#8220;İşte bu planı Yusuf&#8217;a biz öğrettik. Çünkü o, kralın dinine göre kardeşini alıkoyamazdı.&#8221; (Yusuf:76)</p>
<p>Yani kralın kanun ve nizamına göre&#8230;</p>
<p>Görülüyor ki, Kur&#8217;an-ı Kerim, kanun ve nizamdan &#8220;din&#8221; diye söz etmektedir.</p>
<p>İşte yirminci yüzyıl cahiliyesinde tüm insanlardan gizli kalan apaçık Kur&#8217;anî muhteva budur.</p>
<p>Hem kendisine &#8220;müslüman&#8221; adını takan kimselerin, hem de diğer cahillerin bilmediği bir muhtevadır bu.</p>
<p>Çünkü dini, inanç ve alâmet türü ibadetlerden ibaret gören bu insanlara göre, Allah&#8217;ın vahdaniyetine, peygamberlerine, meleklerine, kitaplarına, ahiret gününe, kaderin hayr ve şerrine inanan bir kimse, Allah&#8217;ı bırakıp itaat; bağlılık ve hakimiyet hakkı açısından ayrı ayrı rablere tedeyyün etse (boyun eğip, itaat etse) bile Allah&#8217;ın dinindendir.</p>
<p>Oysa bu ayete göre &#8220;kralın dini&#8221; demek, kralın kanun ve nizamı demektir. Öyleyse &#8220;Allah&#8217;ın dini&#8221; de, Allah&#8217;ın kanun ve nizamı demektir&#8230;</p>
<p>Ne var ki asıl muhtevası sönükleşip donuklaşan &#8220;Allah&#8217;ın dini&#8221;, cahiliye kitlelerinin nazarında inanç ve alamet türü ibadetlerden başka bir şey ifade etmemektedir. Ama Hz. Âdem, ve Hz. Nuh&#8217;tan, Hz. Muhammed (s.a.s.)&#8217;e değin gelen Allah&#8217; in dinine göre gerçek böyle değildir.</p>
<p>Çünkü tevhid tarihî boyunca dinin değişmez anlamı; sadece Allah&#8217;a tedeyyün (boyun eğip, itaat) etmek, başkasının koyduğu kanunları reddetmek, ilâhlığı göklerde olduğu gibi yerde de Allah&#8217;a tahsis etmek ve sadece O&#8217;nun insanlara rablığını kabullenmektir.</p>
<p>Yani sadece Allah&#8217;ın, şeriatinin egemenliğini ve emrinin hakimiyetini tanımaktır.</p>
<p>İşte &#8220;Allah&#8217;ın dininden&#8221; olanlarla &#8220;kralın dininden&#8221; olanların ayrılış noktası da budur. Çünkü:</p>
<p>- birinciler sadece Allah&#8217;ın nizam ve kanununu din bilirler.</p>
<p>- Diğerleri ise kralın nizam ve kanununu din diye tanırlar veya Allah&#8217;a sadece inanç ve alâmet türü ibadetlerde, başkasına da nizam ve kanunlar konusunda tedeyyün (boyun eğip, itaat) ederek şirke düşerler.</p>
<p>Din konusunda besbelli olan gerçek budur. İslâm akidesinin apaçık gereği de budur.</p>
<p>Halka acıma iddiasında olan kimi insanlar ise bu cehalete mazeret bulma peşindedirler. Sözde onlar &#8220;Allah&#8217;ın dini&#8221; kelimesinin gerçek muhtevasını bilmedikleri için ilahi kanunu hakem kılmıyorlar.</p>
<p>Şeriati &#8220;din&#8221; olarak bilmedikleri için direnmiyorlar. Sanki dinin gerçek muhtevasını bilmemeleri, kendilerinin cahil müşrikler olmalarına mazeret teşkil edecekmiş türünden bir iddia&#8230;</p>
<p>Sonra ben, bu dinin gerçek anlamını esasından bilmeyen kimselerin bu dinden olabileceklerini düşünemiyorum. Aslında bir gerçeğe inanmak, o gerçeği tanımanın bir parçasıdır. Buna göre eğer halk bir inancın hakikatini bilmiyorsa nasıl olur da onu benimsemiş olabilir?</p>
<p>Muhtevasını temelinden bilmedikleri halde nasıl olur da bu dinden sanılabilirler?</p>
<p>Bu bilmezlik, olur ki onları Ahiret hesabından kurtarır. Yahut azaplarının hafiflemesine neden olabilir. Bu durumda onların günah ve kusurları; kendilerine bu dinin hakikatini öğretmeyen âlim kimselerin boynuna atılabilir. Ama bu da, tamamen Allah&#8217;a kalmış gaybani bir meseledir.</p>
<p>Cahiliye halkının uhrevi cezası konusundaki tartışma genel bir şeydir. Bunda büyütülecek bir şey de yoktur. Sonra bu konu, yeryüzünde İslâm davetini yapan biz insanları da ilgilendirmemektedir.</p>
<p>Bizi ilgilendiren asıl mesele, bugün için insanların üzerinde bulunduğu dinin gerçeğini tanımlamaktır. Ve bu din de kesinlikle Allah&#8217;ın dini değildir. Çünkü Allah&#8217;ın dini, apaçık Kur&#8217;an ayetlerinin de ifade ettiği gibi Allah&#8217;ın nizam ve kanunlarıdır.</p>
<p>- Kim Allah&#8217;ın nizamı ve şeriati üzereyse o, Allah&#8217;ın dinindendir.</p>
<p>- Kim de kralın nizam ve şeriati üzereyse o da kralın dinindendir.</p>
<p>Bunda hiç bir tartışma yoktur.</p>
<p>Dinin anlamını bilmeyen kimselerin, bu dine inanmış olmaları mümkün değildir. Çünkü buradaki cehalet, dinin temel hakikatıyla (aslıyla) ilgilidir. Bu dinin temel hakikatini bilmeyen bir kimsenin, aklen de, vak&#8217;a olarak da bu dine inanmış olması imkansızdır. Çünkü inanç; kavrayış ve bilginin bir dalıdır. Bu apaçıktır.</p>
<p>Bizim için en iyisi, Allah&#8217;ın dininde olmayan kimseleri çeşitli mazeretlerle savunup, dinin muhteva ve boyutlarını tanımlayan Allah&#8217;tan daha acımalı olma çabasını bırakarak, insanlara &#8220;Allah&#8217;ın dinini&#8221; gerçek muhtevasıyla tanıtmaya başlamaktır. Ki bundan sonra onlar da bu dine ya girsin, ya da reddetsinler&#8230;</p>
<p>Evet hem bizim, hem de insanlar için en iyisi budur.</p>
<p>Bizim için en iyisidir; çünkü cehaletleri yüzünden bu dini hakikatte benimsemeyen bu bilmez kimselerin vebalinden kurtuluruz. İnsanlar için en iyisi budur.</p>
<p>Çünkü onları &#8220;Allah&#8217;ın değil, kralın dini üzerinde bulunduklarına&#8221; ilişkin somut gerçekle karşı karşıya getirmek lazımdır. Çünkü İslâm&#8217;dan habersiz olarak benimsedikleri &#8220;kralın dinini&#8221; bırakıp &#8220;Allah&#8217;ın dinini&#8221; kabullenmeye yönelik bir harekete geçmeleri böylece mümkündür.</p>
<p>Allah&#8217;ın dini davetçilerinin her zaman ve her yerde yapmaları gereken de budur. Çünkü tüm peygamberlerin de yaptığı buydu.</p>
<p>Hiç şüphesiz, İslâm Dini, beşerin arzularını değil, Allah&#8217;ın şeriatını insanlara hakim kılar. Mesele de böylece netliğe kavuşur.</p>
<p>- Yani ya Allah&#8217;ın şeriatı,</p>
<p>- ya da bilmezlerin arzuları.</p>
<p>Üçüncü bir varsayım yok.</p>
<p>Gerçekte şeriat ile kaypak arzuları birleştiren bir orta yol da yok.</p>
<p>Allah&#8217;ın şeriatını bırakan kimse, meydanı arzuların hakimiyetine bırakmış demektir. Allah&#8217;ın şeriati dışında kalan her şey, bilmez kimselerin sarıldığı heveslerden başka bir şey değildir:</p>
<p>&#8220;Sonra biz seni, dinde bir şeriat sahibi kıldık. Ona uy. Bilmezlerin heva &#8211; heveslerine sakın uyma!&#8221; (el-Casiye: 17)</p>
<p>Demek ki, ilâhî şeriat, uymayı hakkeden biricik kanundur. Onun dışında kalan her şey, cehaletten kaynaklanan heva-heveslerdir.</p>
<p>Davetçi kimsenin görevi, tüm heva-hevesleri bırakıp sadece bu şeriate uymaktır. Heva-heveslere azıcık bile sapmadan şeriatı yaşamaktır.</p>
<p>Sonra heva perestlerin anti şeriatçi bir cephede birleşmeleri muhakkaktır. Bundan dolayı şeriat davetçisi, bunların kimisinden kendisine yardım bekleyemez. Ya da onları birbirine bağlayan hevaperestliğe bir umut bağlayamaz.</p>
<p>Bu din, ciddiyetle çalışma dinidir.</p>
<p>Hayata hükmetmek için gelmiştir. İnsanları, Allah&#8217;ın egemenliğini gasbetmiş kimselerden kurtarıp, sadece Allah&#8217;a kul etmek için gelmiştir. Her şeyin &#8211; başka birinin değil &#8211; Allah&#8217;ın şeriatine dönmesi, ancak böylece gerçekleşir.</p>
<p>Evet bu şeriat, hayatın tümüne egemen olmak, insanın günlük ihtiyaç ve sorunlarını Allah&#8217;ın hükümleriyle gidermek, Allah&#8217;ın hükmünü her vak&#8217;aya hacmine biçimine ve konumuna göre uygulamak için gelmiştir.</p>
<p>Yoksa bu din, soyut bir biçim veya alamet türü bir ibadet olmak için gelmemiştir. Hayatın gerçeklerinden kopuk, teorik incelemelere kalmış bir şeriat olmak için de gelmemiştir, İslâm, ne sözde kalan bir kelime, ne de pratiksiz bir dua ve ibaredir&#8230;</p>
<p>İslâm, dört başı mamur bir hayat sistemidir. Zorluk ve engelleri olan bir sistem&#8230;</p>
<p>O, hayat düzenini tevhid kelimeleri üzerinde kuran bir sistemdir.</p>
<p>Bunun da yolu, insanların Hak Rablerinin ubudiyyetine dönüşüdür. Toplumun İlâhî hakimiyet ve şeriate dönüşüdür.</p>
<p>Allah&#8217;ın ilahlık ve egemenliğine saldıran tağutların, azgınlık ve hak saldırganlığının önlenmesidir.</p>
<p>Hak ve adaleti tüm insanlara dağıtmaktır. Halkın arasında sabit ölçülü adaleti ikame etmektir.</p>
<p>Dünyayı onarmak ve yeryüzü hilafetini Allah&#8217;ın adına &#8211; Allah&#8217;ın nizamıyla &#8211; yüklenmektir.</p>
<p>Sonra bunların tümü emanettir. Bu emaneti yerine getirmeyen kimse, ihanet etmiş demektir. Allah&#8217;a vermiş olduğu söze ihanet etmiş, Peygamberine verdiği biati bozmuş demektir:</p>
<p>&#8220;Ey iman edenler! Allah&#8217;a, Peygamberine ve emanetlerinize (vebalini) bile bile ihanet etmeyin.&#8221; (el-Enfâl: 27)</p>
<p>Dünyayı onarmak ve yeryüzü hilafetini Allah&#8217;ın adına &#8211; Allah&#8217;ın nizamıyla &#8211; yüklenmektir.</p>
<p>Sonra bunların tümü emanettir. Bu emaneti yerine getirmeyen kimse, ihanet etmiş demektir. Allah&#8217;a vermiş olduğu söze ihanet etmiş, Peygamberine verdiği biati bozmuş demektir:</p>
<p>&#8220;Ey iman edenler! Allah&#8217;a, Peygamberine ve emanetlerinize (vebalini) bile bile ihanet etmeyin.&#8221; (el-Enfâl: 27)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamigenclik.com/islamiyet/din-kelimesinin-muhtevasi-seyyid-kutub.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>VEDA HUTBESİ</title>
		<link>http://www.islamigenclik.com/islami-genclik/28.html</link>
		<comments>http://www.islamigenclik.com/islami-genclik/28.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 12:16:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyer ve Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[İslami Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimizin veda hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[veda hutbesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamigenclik.com/?p=28</guid>
		<description><![CDATA[ 


 Hz. Peygamber&#8217;in, hicri 10. yılda yaptığı
Veda Haccı&#8217;nda sayıları yüz on dört bini bulan hacıya hitaben irad  ettiği hutbe.
Peygamber (s.a.s) bu son hutbesinde, bundan sonra bir daha  haccedemeyeceğini
bildirip vefatının yaklaştığını ima ettiği, sonraki gelen günler de onun  bu
sözlerini doğruladığı için bu hacca Veda Haccı, bu hac esnasında irad  ettiği
hutbeye de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong><span style="color: #ff0000; font-size: x-small;"> </span><br />
</strong><br />
</span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> Hz. Peygamber&#8217;in, hicri 10. yılda yaptığı<br />
Veda Haccı&#8217;nda sayıları yüz on dört bini bulan hacıya hitaben irad  ettiği hutbe.<br />
Peygamber (s.a.s) bu son hutbesinde, bundan sonra bir daha  haccedemeyeceğini<br />
bildirip vefatının yaklaştığını ima ettiği, sonraki gelen günler de onun  bu<br />
sözlerini doğruladığı için bu hacca Veda Haccı, bu hac esnasında irad  ettiği<br />
hutbeye de Veda Hutbesi adı verildi. Veda Hutbesi her ne kadar tek bir  hutbe<br />
imiş gibi kabul edilmekteyse de, gerçekte bu hutbe, Arafat ta, Mina da  ve bir<br />
gün sonra yine Mina&#8217;da olmak üzere arafe günü ile bayramın birinci ve  ikinci<br />
günlerinde parça parça irad edilmiştir (Tecrid-i Sarih, Terc. X, 396).  Değişik<br />
yer ve zamanda irada buyurulduğu için de hutbe, birçok kişi tarafından<br />
birbirinden farh şekillerde rivâyet edilmiş; kişinin ya da grubun  duyduğunu<br />
diğerleri işitmediğinden, hutbenin tamamının biraya toplanmasında bu  farklı<br />
rivâyetlerden yararlanılmış ve daha sonraki yıllarda bu üç ayn yer ve  zamanda<br />
buyurulan hutbe tek bir hutbe olarak biraraya getirilmiştir.</span></strong></span></p>
<p><span><br />
</span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">Rasûlüllah&#8217;ın bu son haccından bir yıl önce<br />
nâzil olan Tevbe sûresinde, müşriklerin pis olduğu ve bu yıldan sonra  Mescid-i<br />
Haram&#8217;a yaklaşmamaları (et-Tevbe, 9/28) emredildiği için, Veda Haccı&#8217;nda<br />
Mekke&#8217;de sadece Müslümanlar vardı, hutbeyi de yalnızca Müslümanlar  dinlemişti. </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span><span><span id="more-28"></span></span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> Zaten Mekke&#8217;in fethinden sonra müşriklerin sayısı parmakla sayılacak  kadar<br />
azalmıştı. Rasûlüllah, Medine&#8217;den kendisiyle birlikte yola çıkan yüzbin<br />
civarındaki ashâbıyla Mekke&#8217;ye haccetmek için geldiklerinde bir yıl  önceki uyarı<br />
sebebiyle Mekke&#8217;de müşrik kalmamıştı; çoğunluk Müslüman olurken Mekke&#8217;yi<br />
terkedenler de vardı. Rasûlüllah, haccın bütün erkâmın bizzat kendisi  yaparak<br />
Müslümanlara öğretmiş, İslâm&#8217;ın hac konusundaki emirleri de böylece </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> tamamlanmıştı. İslâm&#8217;ın tamamlandığını bildiren bazı âyetler de bu Veda<br />
Haccı&#8217;nda nâzil oldu.</span></strong></span></p>
<p><span><br />
</span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">Cahiliye döneminde dışarıdan gelen hacılar<br />
Arafat&#8217;ta vakfeye dururken, Kureyş eşrafı diğer insanlardan üstün  olduklarını </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> belli edercesine Arafat yerine Müzdelife&#8217;de vakfeye dururlardı.  Rasûlüllah<br />
cahiliye döneminin bu sınıf üstünlüğüne dayalı âdetini ortadan kaldırdı  ve bütün<br />
hacılar gibi Arafat&#8217;ta vakfeye durdu. Rasûlüllah&#8217;a orada bu dinin  tamamlandığı<br />
şu âyet-i kerimeyle müjdelendi: &#8220;Ey Mü&#8217;minler, şu küfreden müşrikler  bugün<br />
dininizi söndürmekten ümidlerini kesmişlerdir. Artık bundan böyle  onlardan<br />
korkmayınız; ancak benden korkunuz. Bugün dininizi kemale erdirdim; ve  size </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> ihsan ettiğim nimetimi tamamladım. Din olarak da size İslâm&#8217;ı  seçtim&#8221;(el-Mâide,<br />
5/3). Dinin kemale erdirilmesine bütün Müslümanlar sevinirken yalnızca  Hz. Ebû<br />
Bekir ile Hz. Ömer, bunun, Hz. Peygamber&#8217;in vefatının yaklaştığına  delalet<br />
ettiğini anlamışlar ve gözlerinden yaşlar akmıştı. Gerçekten de bundan  sonra<br />
Rasûlüllah seksen iki gün yaşamış ve vefat etmiştir.</span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">Arafat&#8217;ta yüz binin üzerindeki hacıya<br />
hitaben bir hutbe irad eden Rasûlüllah sesinin bütün hacılar tarafından<br />
işitilmesi için belli mesafelerde gür sesli sahabilerden bazılarını </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> görevlendirdi. Rasulüllah&#8217;ın sözlerini tekrar eden bu kişiler hutbenin  bütün<br />
hacılar tarafından duyulmasını sağlıyorlardı. Devesi Kusva&#8217;nın sırtında  olduğu<br />
halde Rasûlüllah şu hutbeyi irac etti:</span></strong></span></p>
<p><span><br />
</span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">&#8220;Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz. </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha<br />
buluşamayacağım. Ey İnsanlar bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise,  bu<br />
aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz nasıl mübarek bir şehir  ise;<br />
canlarınız, mallarınız, ırzlarınız da öyle mukaddestir, her türlü  saldırıdan<br />
emindir. Ashabım! Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve<br />
hareketinizden sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalâletlere dönüp </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> birbirinizin boynunu vurmayın. Bu vasiyetimi burada bulunanlar  bulunmayanlara<br />
bildirsin Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha  iyi<br />
anlayarak muhafaza etmiş olur.</span></strong></span></p>
<p><span><br />
</span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">Ey ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> onu sahibine versin. Fa izin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımız  altındadır.<br />
Lakin borcunuzun aslın vermek gerekir. Ne zulmediniz ne de zulme  uğrayınız.<br />
Allah&#8217;ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliyetten kalma bu çirkin  âdetin<br />
her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de  Abdulmuttalib&#8217;in oğlu<br />
(amcam) Abbas&#8217;ın faizidir.</span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">Ashabım! Cahiliyet devrinde güdülen kan<br />
davaları da tamamen ortadan kaldırılmıştır,&#8217; ilk kaldırdığım kan davası  da<br />
Abdulmuttalib&#8217;in torunu (yeğenim) Rebîa&#8217;nın kan davasıdır.</span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">Ey İnsanlar! Bugün şeytan sizin şu<br />
topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat gücünü ebedi surette  kaybetmiştir.<br />
Fakat bu kaldırdığım şeyler haricinde küçük gördüğünüz işlerde de ona  uyarsanız<br />
bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan sakınınız.</span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">Ey İnsanlar! Kadınların haklarına riayet<br />
etmenizi ve bu hususta Allah&#8217; tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz  kadınları<br />
Allah&#8217;ın emaneti olarak aldınız. Ve onların namuslarını ve ismetlerini  Allah<br />
adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız;  onların,<br />
aile şerefini koru malları ve evlerinizi sizin hoşlanmadığınız hiç  kimseye<br />
açmamaları, çiğnenmemeleridir. Eğer onlar, razı olmadığınız herhangi bir  kimseyi </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> evinize alırlarsa onları hafif bir şekilde dövebilir,  azarlayabilirsiniz.<br />
Kadıların da sizin üzerinizdeki hakları; örfe göre her türlü giyim ve<br />
yiyeceklerini temin etmenizdir. Ey mü&#8217;minler, size bir emanet  bırakıyorum ki siz<br />
ona sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiçbir zaman şaşırmazsınız. O emanet  Allah&#8217;ın<br />
kitabı Kur&#8217;ândır.</span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">Ey mü&#8217;minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi<br />
muhafaza ediniz. Müslüman müslümanın kardeşidir ve bütün Müslümanlar  kardeştir.<br />
Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz, başkasına helal  değildir.<br />
Ancak gönül hoşluğuyla verilen başka. Ashabım! Nefsinize de  zulmetmeyiniz. </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır:</span></strong></span></p>
<p><span><br />
</span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">Ey insanlar! Cenab-ı Hak her hak sahibine<br />
hakkını vermiştir. Varis için vasiyete gerek yoktur. Çocuk kimin  döşeğinde<br />
doğmuşsa ona aittir. Zinakâr için mahrumiyet cezası vardır. Babasından  başkasına </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> nesep iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına uymaya kalkan  nankör,<br />
Allah&#8217;ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün Müslümanların  düşmanlığına<br />
uğrasın. Cenab-ı Hak bu insanların ne tevbelerini ne de şehadetlerini  kabul<br />
eder.&#8221;</span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">Rasûlüllah sözlerinin burasında<br />
dinleyenlere sordu: &#8220;Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar. Ne  dersiniz?&#8221;<br />
Ashab-ı Kiram cevap verdi:</span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">&#8220;Allah&#8217;ın risâletini tebliğ ettin; risalet<br />
görevini yerine getirdin, bize vasiyyet ve nasihatte bulundun diye  şehadet<br />
ederiz.&#8221; Rasûlullah şehadet parmağını göğe kaldırarak üç kez &#8220;Şahit o!  ya Rab!<br />
Şahit o! ya Rab! Şahit ol ya Rab!&#8221; buyurarak Arafat&#8217;taki hutbesini  bitirdi.</span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">Hz. Peygamber güneş batıncaya kadar vakfede<br />
durdu. Tam buradan inmeye karar vereceği bir anda yukarıda zikredilen  Mâide<br />
sûresinin üçüncü âyeti nazil oldu. Daha sonra devesine binen Rasûlüllah  yavaş<br />
adımlarla Arafat&#8217;tan inerek Müzdelife&#8217;ye geldi. Burada bir ezan iki  kamet ile<br />
akşam ve yatsı namazlarını birleştirerek kıldı. Ve istirahata çekildi.  Sabah </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> olunca cemaatle birlikte sabah namazını kaldı ve ortalık iyice  ağardıktan sonra<br />
Müzdelife&#8217;den Cemretü&#8217;l Akabe mevkiine geldi. Şeytan taşlamadan sonra  Mina&#8217;ya<br />
geçen Rasûlüllah burada da Veda Hutbesi&#8217;nin diğer bölümünü irad etti.  Allah&#8217;a<br />
hamdü senadan sonra devamla:</span></strong></span></p>
<p><span><br />
</span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">&#8220;Ey insanlar! Sizi Allah&#8217;ın kitabına </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> bağlayan peygamberinizin sözlerini iyi dinleyiniz, ona itaat ediniz. Hac<br />
ibadetinizin bütün hareketlerini benden gördüğünüz gibi ifa ediniz. Öyle<br />
sanıyorum ki, ben bu seneden sonra bir daha haccedemem. &#8221; Rasûlüllah  bundan<br />
sonra halkla sorulu cevaplı sürdürdüğü hutbesini: &#8220;Ey insanlar! Ayların  yerini<br />
değiştirerek geri bırakmak inkârda aşırı gitmektir. Kafirler böyle  yapmakla </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> doğru yoldan saptılar. Allah&#8217;ın haram kıldığı ayların sayısını uygun  yapmak<br />
için, bir yıl haram ayını helal, diğer yıl onu haram sayarlar. Böylece  Allah&#8217;ın<br />
haram kıldığını helal kabul ederler. Zaman, Allah&#8217;ın gökleri ve yeri  yarattığı<br />
gün gibi aynı duruma döndü. Allah&#8217;ın katında ayların sayısı on ikidir.  Bunların<br />
dördü mukaddes (haram) aylardır ki üçü arka arkaya gelen Zilkade,  Zilhicce ve </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> Muharrem, dördüncüsü de Cemaziyelahir ile Şaban&#8217;ın arasındaki Receb&#8217;tir.  Ey<br />
mü&#8217;minler! Bu ay hangi aydır?&#8221;-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.&#8221;-Zilhicce  ayı </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> değil midir?&#8221;-Evet Zilhiccedir.&#8221;-Bu içinde bulunduğumuz belde hangi<br />
beldedir?&#8221;-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.-Mekke Şehri değil  midir?&#8221;-Evet<br />
Mekke&#8217;dir.&#8221;-Bugün hangi gündür?</span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.&#8221;Yevmü&#8217;nnahr<br />
(kurban kesme günü) değil midir?&#8221;-Evet yevmünahr&#8217;dır. Bu diyalogdan  sonra<br />
Rasûlüllah sahabelere dönerek &#8220;Şu halde iyi bilin ki; bu şehrinizde, bu<br />
beldenizde, bu gününüzün mukaddes (haram) olduğu gibi birbirinize  kanlarınızı<br />
dökmek, mallarınızı haksız yere olmak, namuslarınızı kirletmek de  haramdır, her<br />
türlü saldırıdan masumdur. Muhakkak ki, siz Rabbinize kavuşacaksınız, o  zaman </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> bütün bu işlerden sorulacaksınız. Ey İnsanlar! Aklınızı başınıza alında  benden<br />
sonra birbirinizin boynunu vuracak şekilde dalâlete, vahşete düşerek  cahiliye<br />
devrine dönmeyin. Ey insanlar! Bu nasihatlerime kulak verip bunları  burada hazır<br />
bulunanlarınız burada bulunmayanlara tebliğ etsin. Olabilir ki,  kendisine<br />
tebliği edilen kimse burada bulunup işiten bir kısım kimseden daha iyi  anlayıp </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> bellemiş olur&#8221; ardından Rasûlüllah iki kez:&#8221;- Tebliğ ettim mi?&#8221;  buyurdu.Sahabîler:-Evet<br />
ettin, deyince O;&#8221;Şahit ol ya Rab!&#8221; dedi ve tekrar hatırlattı: &#8220;Burada<br />
bulunanlar bulunmayanlara tebliğ etsin. &#8220;</span></strong></span></p>
<p><span><br />
</span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">Rasulüllah Mina&#8217;daki bu hutbesinden sonra </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> kurban kesim yerine gelerek önceden hazırlanan yüz devenin altmış üçünü  bizzat<br />
kendi kurban etti diğerlerini de Hz. Ali kestikten sonra her deveden  birer parça<br />
et alınarak pişirilip yenildi. Daha sonra traş olan Hz. Peygamber  ihramdan çıktı<br />
ve Kabe&#8217;yi tavaf etti. Öğle namazını da orada kıldıktan sonra Zemzem  suyunun<br />
yanına gitti ve kendisine sunulan bir bardak suyu içtikten sonra tekrar  Mina&#8217;ya<br />
döndü. Rasûlüllah Mina&#8217;da geçirdiği teşrik günlerinde şeytan taşlama  görevini<br />
yerine getirmiş, bu arada çevresinde bulunan insanlara hutbeler irad  buyurmuştu.</span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><br />
</span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">&#8220;Allah&#8217;ın yardımı ve fetih geldiği ve<br />
insanların dalga dalga Allah&#8217;ın dirine girdiklerini gördüğün zaman  Rabbini<br />
överek tesbih et. O&#8217;ndan mağfiret dile. Çünkü o tevbeleri çok kabul  edendir&#8221; </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> (en-Nasr, 110/1-3) mealindeki Nasr sûresinin nâzil olduğunu duyan  Müslümanlara,<br />
hem yeni nâzil olan bu sûreyi okumuş hem de kendilerine nasihat ettiği<br />
hutbelerinden birini irad buyurmuştur. Bu hutbesinde de yine  Müslümanların mal,<br />
can, namus emniyetinden bahseden Rasûlüllah insan haklarının temelini  oluşturan<br />
bu üç hakkı tekrar tekrar ümmetine hatırlatmıştı. Değişik yer ve zamanda  irade<br />
edilen bu hutbeler, tek bir hutbe şeklinde bütünleştirilmiştir.</span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">Hutbenin toplum hayatına getirdiği<br />
prensipler:</span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">İncelendiği zaman Veda Hutbe&#8217;sinde<br />
Peygamber (s.a.s)&#8217;in başlıca şu noktalara değindiği görülür:</span></strong></span></p>
<p><span><br />
</span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">1- Her işte daima Allah&#8217;a hamd-ü sena etmek </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> gerekir.</span></strong></span></p>
<p><span><br />
</span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">2- Nefis, insanı her zaman şerre yöneltmek<br />
ister. Bu sebeple nefislerin şer-inden de Allah&#8217;a sığınmak lâzımdır.</span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">3- Can, mal ve ırz kutsaldır. Yaşama hakkı<br />
tabii bir haktır. Irz, şeref, haysiyet, hürriyet ve mülkiyet saldırıdan  korunmuş<br />
haklardır.</span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">4- Cahiliye gelenekleri kaldırılmıştır.<br />
İnsanlar alışa geldikleri kötü şeyleri körü körüne yapmaktan  vazgeçmelidirler.</span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">5- Faiz haramdır.</span></strong></span></p>
<p><span><br />
</span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">6-Kan davası gütmek haramdır.</span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">7- Emânetler yerlerine verilmelidir.<br />
Emânete hıyanet</span></strong></span></p>
<p><span><br />
</span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">edilmemelidir.</span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><br />
</span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">8- Küçük büyük önemli-önemsiz her işte<br />
şeytana uymaktan sakınılmalıdır.</span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">9- Kadınların ve erkeklerin karşılıklı hak,<br />
vazife ve sorumlulukları vardır. Kadınlara nezâketle davranılacaktır.</span></strong></span></p>
<p><span><br />
</span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">10- Hem kadın hem de erkekler zinadan </span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"> şiddetle kaçınacaklardır.</span></strong></span></p>
<p><span><br />
</span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">11- Köle ve hizmetçilere iyi<br />
davranılacaktır.</span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><br />
</span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">12- Bütün Müslümanlar kardeştir. Her türlü<br />
sınıf farkları ve ayrıcalıklar kaldırılmıştır. Üstünlük fazilet iledir.</span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">13- Zulümden sakınmak gerekir, halkın malı<br />
haksız yere yenemez, birine ait bir şey sahibinin izni olmadıkça başkası  için<br />
helâl olmaz.</span></strong></span></p>
<p><span><br />
</span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">14- Müslümanlar birbirleriyle savaşmaktan </span></strong></span><span><strong><span style="font-size: x-small;"><span> </span></span></strong></span><br />
<span><strong><span style="font-size: x-small;"> sakınacaklardır.</span></strong></span></p>
<p><span><br />
</span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">15- Allah&#8217;ın Kitâb&#8217;ına ve Peygamber&#8217;in <span> </span> sünnetine uyanlar asla sapıklığa düşmezler.</span></strong></span></p>
<p><span><br />
</span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">16- İslâm sadeliğinden ayrılmamak,<br />
aşırılıklara sapmamak gerekir.</span></strong></span></p>
<p><span> </span></p>
<p><span><strong><span style="font-size: x-small;">17-Hak Teâlâ&#8217;ya ibadet olunacak; beş vakit<br />
namaz kılınacak, oruç ayında oruç tutulacak, Hz. Peygamber&#8217;in  tavsiyelerine<br />
uyulacaktır. Bunları hakkıyla yerine getirenlerin mükâfatı cennettir. </span></strong></span></p>
<p><span><!--more--><br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamigenclik.com/islami-genclik/28.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
