Cihadın Üçüncü Hedefi seyyid kutub

11 Şubat 2010

Yeryüzünde kendisine has nizamını kurup sürdürmek ve korumaktır.

Çünkü insana, insan kardeşine karşı insanca bir özgürlük veren biricik nizamdır İslâm..

Çünkü İslâm, bir tek ubudiyyetten başkasını kabul etmemektedir. Kulluğun, yüceler yücesi bir tek büyük Allah’a yapılmasını belirleyen İslâm, yeryüzünden – hangi biçim ve türüyle olursa olsun- kula kulluğu kaldırmaktadır. Yazının kalanını okuyun »

Cihadın İkinci Hedefi seyyid kutub

11 Şubat 2010


İnanç özgürlüğü sağlandıktan sonra inanca davet özgürlüğünü gerçekleştirmektir.

Şurası kesin ki İslâm, hayat ve kainata ilişkin en mükemmel düşünceyi ve hayatın kalkınması için de en İleri düzeni getirmiştir. Tüm bunları. İnsanlığa doğruca göstermek, insanlığın kulak ve kalbine ulaştırmak İçin getirmiştir. Ta ki bundan sonra, yani tebliğ ve açıklamadan sonra dinde hiç bir zorlama olmadan dileyen iman etsin, dileyen de inkar etsin. Yazının kalanını okuyun »

Cihadın Birinci Hedefi seyyid kutub

11 Şubat 2010


Müslümanlardan eziyetleri defetmek için.

Müslümanları, çektikleri fitne ve işkencelerden kurtarıp can, mal ve inançlarının emniyetini sağlamak için. Bundan dolayı da şu büyük ilkeyi getirmiştir.

“Fitne, öldürmekten beterdir.” (el-Bakara: 191) Yazının kalanını okuyun »

Ciddiyet ve Azimle Çalışmak Seyyid Kutub

11 Şubat 2010

Mümin bir kalb; eğlenceyle, safsata ve boş işlerle oyalanmayacak kadar meşguldür. Boş söz, boş iş, boşuna özen ve yararsız anlayışlardan (düşüncelerden) uzak tutacak bir meşguliyet…

Çünkü inanmış bir kalb, Allah’ın zikri ve azametinin tasavvuruyla, nefis ve ufuklardaki ayetlerinin tefekkürüyle meşguldür. Çünkü kainatın her bir manzarası, aklı etkilemeye, düşünceyi meşgul etmeye ve vicdanı harekete geçirmeye yetip artmaktadır. Akidenin getirdiği sorumluluklar, bir başka meşguliyettir. Bunun gereği olarak kalbi arındırmak, nefsi tezkiye etmek ve ruhu arıtmak sorumluluğu… Yazının kalanını okuyun »

Davetçinin Ahlâkı SEYYİD KUTUB

11 Şubat 2010

Davetçinin, güzel, yumuşak, sade ve acımalı bir ahlaka sahip olması gerekmektedir. Gönülleri kazanıp insanları etrafında toplayacak bir ahlak…

Davetçi, yanındaki insanlara yumuşak ve merhametli davranmalıdır, öfkeli ve katı kalpli olan davetçinin etrafında hiç kimse toplanamaz. Katı kalbli davetçi dayanışma sağlayamaz. İnsanlar; merhametli bir koruyucuya, engin bir sevgiye, fevkalâde bir gözetime, müsamahakâr bir davranışa, cehalet, zayıflık ve noksanlıklarını hoş görecek bir halimliğe muhtaçtırlar. Yani büyük, vermeyi bilen, ellere göz dikmeyen, sorunları paylaşan ve kendi sorunlarıyla baş ağırtmayan bir yüreğe… Yazının kalanını okuyun »

Kur’an’ı Öğrenmenin Yolu Seyyid Kutub

11 Şubat 2010

“Ey iman edenler! Eğer kendilerine kitap verilenlerden bir gruba uyarsanız sizi, imanınızdan sonra küfre dönderirler. Sonra siz, yanınızda Allah’ın ayetleri okunup, Allah’ın Resulü de İçinizdeyken nasıl olur da küfre girebilirsiniz. Kim (Allah’a kitabına) sarılırsa, muhakkak ki O, dosdoğru yolu bulmuştur.” (Al-i İmran: 100-101)

İslâm ümmeti, yeryüzünde Rabbani metod doğrultusunda apaçık, biricik ve kendine özgü bir yolda yürümek için vardır. Varoluşunun temel çıkış noktası, Allah’ın gösterdiği metottur. İnsanlığın hayatında kendisinden başkasının başaramayacağı bir görevi ifa etmek için gelmiştir. Allah’ın hayat nizamını yeryüzünde uygulamak için var olmuştur. Bu nizamı, en belirgin işaretleriyle pratik hayata geçirmek; yani nassları harekete geçirip hislerde, ilişkilerde, yönetim ve hayat işlerinde yaşatmak için varolmuştur. Yazının kalanını okuyun »

Din ve Tağut Seyyid Kutub

11 Şubat 2010

Tağut, tuğyandan (yani azmaktan) türeyen bir kelimedir. Tıpkı “melekût, azamût ve rahamût” kelimelerindeki gibi çokluk ve mübalağa ifade etmektedir. Azgınlaşan ve haddini aşan her şey ve herkes tağuttur. Tağuta kulluk etmekten kaçınan kimseler, Allah’tan başkasına hiç bir şekilde ibadet etmeyenlerdir. Rablerine yönelenlerdir. Rablerine dönüp, sadece O’nun için tapınma (kulluk etme) konumuna geçen kimselerdir. Yazının kalanını okuyun »

Din Kavramı Seyyid Kutup

11 Şubat 2010

Şirk veya İslâm’ın niteliklerini belirleme açısından, bu dinin şeriatiyle itikadı arasında hiç bir fark yoktur. Hatta bu anlamda şeriat, itikattan bir parçadır. Daha kısa ifadesiyle şeriat, itikat demektir. Çünkü şeriat, itikadın pratikteki tercümesidir. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de böylece tecelli etmiştir.

Gerçek şu ki, “din kavramı”, bu dinden kimselerin gönlünden uzaklaşmış bulunmaktadır. Düzenli olarak gerçekleşen bu kopuş, çirkin ve barbarca pek çok yöntemin kullanıldığı uzun çağların ürünüdür. Yazının kalanını okuyun »

Din Kelimesinin Muhtevası Seyyid Kutub

11 Şubat 2010

Din Kelimesinin Muhtevası

Yüce Allah’ın, rıza ve dileği dairesinde tanımını yaptığı “din” Allah’a ilişkin her tür inanç, demek değildir.

Din, Allah’a ilişkin değişik inanç biçimlerinden sadece biridir.

Bu da kesin ve net olan “mutlak tevhid (ortaksız birleme)” biçimidir. Yani insanın, yapacağı ibadetle Allah’ın İlahlığını birlemesidir. Tıpkı kainattaki diğer yaratıklar gibi… Yazının kalanını okuyun »

VEDA HUTBESİ

27 Ocak 2010



Hz. Peygamber’in, hicri 10. yılda yaptığı
Veda Haccı’nda sayıları yüz on dört bini bulan hacıya hitaben irad ettiği hutbe.
Peygamber (s.a.s) bu son hutbesinde, bundan sonra bir daha haccedemeyeceğini
bildirip vefatının yaklaştığını ima ettiği, sonraki gelen günler de onun bu
sözlerini doğruladığı için bu hacca Veda Haccı, bu hac esnasında irad ettiği
hutbeye de Veda Hutbesi adı verildi. Veda Hutbesi her ne kadar tek bir hutbe
imiş gibi kabul edilmekteyse de, gerçekte bu hutbe, Arafat ta, Mina da ve bir
gün sonra yine Mina’da olmak üzere arafe günü ile bayramın birinci ve ikinci
günlerinde parça parça irad edilmiştir (Tecrid-i Sarih, Terc. X, 396). Değişik
yer ve zamanda irada buyurulduğu için de hutbe, birçok kişi tarafından
birbirinden farh şekillerde rivâyet edilmiş; kişinin ya da grubun duyduğunu
diğerleri işitmediğinden, hutbenin tamamının biraya toplanmasında bu farklı
rivâyetlerden yararlanılmış ve daha sonraki yıllarda bu üç ayn yer ve zamanda
buyurulan hutbe tek bir hutbe olarak biraraya getirilmiştir.


Rasûlüllah’ın bu son haccından bir yıl önce
nâzil olan Tevbe sûresinde, müşriklerin pis olduğu ve bu yıldan sonra Mescid-i
Haram’a yaklaşmamaları (et-Tevbe, 9/28) emredildiği için, Veda Haccı’nda
Mekke’de sadece Müslümanlar vardı, hutbeyi de yalnızca Müslümanlar dinlemişti.

Yazının kalanını okuyun »